TAŞ BASMASI RESİMLER

Semte göre değişen pazar günlerinde

Cami parmaklığı – duvar önlerinde

(Seyyar fotoğrafçı – ayakta berber)

Leyla ile Mecnun – Arzu ile Kamber

Şarkı güfteleri – rüya tabİrnameleri

Ve sırtı yaldızlı Kur’an tefsiriyle beraber

Cihan pehlivanı – Kara Ahmet – iri kıyım

Kraliçe Keriman Halis hanım

Ferhat-Battal Gazi-Zaloğlu Rüstem

Şahadeti Hasan-Hüseyin-Mekkei Mükerreme

Şanlı Hamidiye-Bahri Ahmerde

Ve Kore hatırası – ofset baskı-son sistem

Gazi Osman Paşa-Plevne Müdafii

Kubbesiyle meşhur Selimiye Camii

Pembe beyaz dünya güzeli Zehra

(Ver yansın allık pudra-püskürtme ben)

Trikopis kılıcını teslim ederken

Yavuz geliyor Yavuz-denizi yara yara

Sırtı yaldızlı Kur’an tefrisiyle beraber

Kara Fatma-yalın kılıç cephede

Gazi Mustafa Kemal Kocatepe’de

Karabekir Kazım-Fevzi Paşalar

Derken göz Sırat Köprüsüne dalar

Koç İnerken gökten İbrahim Peygamber

Atatürkle İran Şahı Pehlevi

Donanmamız Kız Kulesi önünde

Savaşırken Mehmetçik er meydanında

(Bilen bilmeyene okusun diye)

<<Bugün peşin-yarın veresiye>>

Ve–<<olmaya devlet cihanda-bir nefes sıhhat gibi>>

PARDON SENSİN

(Geçmiş gün, Mehmet. istanbul’a yeni gelmiş

ve her nasılsa tramvaya binmişti. Biri ayağına

bastı ve hemen özür diledi; – Pardon!

Canı yanan Mehmet cevapta gecikmedi:

– Efendi ! Ağzını topla, pardon sensin!) O hesap:

Y ollara dökülürdü millet – taş kırmak ıçin

(Yol mükellefiyeti) dedikleri bir şey vardı eskiden

Ama – taş kırmak filan değil – dost kahrı – aydın külfetidir

Anadolu yiğitini aşındıran – eskiten

Karanlık mı öteler – yokluk mu var kavşakta

<<Aslan hemşerim – yürü bakalım önden>>

Umut – sabır ve aşk-kerem ve rahmet

Muhammet Mustafa’yla Hazreti Ali’den

Başka nesi var zaten – lüks niyetine garibin

Koku keyfinden – ayna merakından – mendil süsünden

Ve hatıra olarak – (arkada Kız Kulesi ve kuşlar)

Selimiye kış1asındaki onbaşılık resminden

Yol mu yok – <<pardon>> – okul mu yok — <<pardon>> -hekim mi yok – <<pardon>>

Ey bütün bu pardonlara -sadece- (pardon sensin) diyen

Ey kalem değmemiş ak kağıt gibi askere

Yemen’e gider gibi Almanya’lara giden

<<Kimsin – nesin>> yok – kapısını çalana

Sofralar döken (yağlı – ballı) – kat kat yataklar seren – yünden

Ey dut yaprağını atlas – kötü kırık buğday tanesini

Beşibiryerde altın eden

Hitit – Selçuklu – Osmanlı ve hatta – Türkiye olarak

Özür diliyoruz senden

ÇÖZÜN ATLARIMI ARTIK YORULDUM

Beni iliklerime kadar işleyen

Kömür tozlarından kim olsa tanır

<< Şuna bak insan binmeye utanır>>

Dedikleri at arabasıyım ben

Ben ve atlarım-biri doru-biri kır

Bana da-atlara da hor bakar ama

Kimse kötü diyemez arabacıma

Eh- kabahat biraz da bizde sayılır

Ortahalli fayton bile olamadık

İçim gider süslü yay1ılar giderken

Kömür taşımak-gübre taşımak derken

At arabasıydık-at arabası kaldık

Bir kez geçmek nasip oldu yanından

Keyif diye onu gördiim-onu bilirim

Hep arka sokaklardan gider gelirim

Bırakmazlar beni Ulus Meydanından

Be adam-aklına gelsin-kırk yılda bir

Senin de atlarını kırlara sürmek

Düğünlere gelin sandığı götürmek

(Şans-talih insanlara mahsus değildir)

Düşünürüm <<ne diye araba oldum>>

Artık ne kömür-ne istasyon-ne çarşı

Yan geliversem şöyle güneşe karşı

Çözün atlarımı-artık yoruldum

HARRAN ÜNIVERSITESİ

”Ana-baba-herşey

urfalarda güneş”

Güneşin padişah olduğu Harran Ovasında

Ceylandır ince güzel – ekindir taze çiçek

Hadi gündüzler geçer diyelim

O aysız geceler nasıl geçecek

Güme giden tarih – cascavlak bir coğrafya

Toz bulutu – çamur damlar – tezek ve sinek

Şafaklara tapıldı bu çemberde – kuvvete tapıldı

Yüreklerden korku eksilmedi – başucundan tüfek

Sayısı bilinse bile – ismi bilinmez

Kız dediğin ne ki – ille erkek

Arpa boyu kadar hep – aldıkları yol

Anadolu kağnı – nesiller tekerlek

Ama tek keyif tokluk değil – bu yalan dünyada

Yetmedi mi suyu çanakta – ağacı resimde görmek

Hem tuz – tütün – şeker gibi – güzel günleri

Sanma ki sürmeli develer getirecek

Sanma ki kel tepeleri yeşerten – suya ve güle boğan

Y eni bir Hazreti İbrahim gelecek

Bir okul gerek bize – kardeşçe yaşamanın

Otların ve yağmurun ilmini öğretecek

<< Ya bu deveyi güdeceğiz – ya gideceğiz bu diyardan>>

Bu işte -kısaca – kaskatı gerçek

Yok uyku – durak – sana – bana – bize

Harran Üniversitesi açılıncayadek

200.000

<<Türkiye’de hiç penceresi o1mayan ikiyüzbin ev var.>>

Köyişleri Bakanlığı

Kalmamak için sonunda naçar

Bir güzel anlatmalı – duymayana

Türkiye’de hiç penceresi olmayan 200.000 ev var”

Yani – güneşi – ana baba – su ve ekmek sayan

Milyon , yürekle seven – milyon ciğerle soluyan

Kafası – arı kovanı gibi bin yıldır uğuldayan

Kış uykusunda – koca bir dev var

ÇINÇIN BELEDİYE OTOBÜSÜ

Sıcak bir garajdır aklımdan geçen

(Ne çamuru var-ne de gürültüsü)

Ben Hem yol-hem insan kahrını çeken

Ben Çınçın Belediye otobüsü

Yıldırım Beyazıt-Et Balık-Gima

İhsan Sungu Okulunu takiben (Kırık dökük bir dolmuşa rakiben)

Camiyi geç ve dön Çınçın’a

Şoförüm-biletçim ve ben – üç nüfus

Aynı saatlerde işte bu yolu

(Tıklım tıklım-ağzıma kadar dolu)

Her Allahın günü teper dururuz

Biletçimin yakasına taktığı

Çiçekten anlarım ki bahar gelmiş

Şoförümün gizli gizli baktığı

Aynamdaki kadın sahi güzelmiş

Şu bohçalı taze hamama gider

Emzikli hanım Şan Sinemasıa

Bilemem –o genç kız neden bahseder

Burnuna sokulan nişanlısına

Talebeler yol boyunca gülüşür

Bir adam ters giden banka işini

Memur karısının siparişini

Kirli camlarıma dalar düşünür

Rahat bir garajdır aklımdan geçen

Benim için iş değil ömür törpüsü

Ben biraz daha yıpranıp göçen

Ben Çınçın Belediye otobüsü

KEBAN

Karanlık köylerden geçer yolum

-Ay ışığında küme küme çürük diş

Karanlık köylerden geçer yolum

Bir göz pınarlarını körletememiş

Yüzyıllardır savru1an zehirli kum

Birgün taassup olmuş bu kum-birgün cahalet

Dağ başında eşkiya-İstanbul’da padişah

Birgün taassup olmuş bu kum-birgün cahalet

Kar altında köyler – siyah simsiyah

Üstüne kireç dökülmüş binlerce ceset

Kavrayamaz görmeden insanın aklı

Boş yere mi öyle gülerken ağlamamız

Kavrayamaz görmeden insanın aklı

-Elimiz böğrümüzde naçar kalmamız

Neden bütün şarkılarınız dokunaklı

Ama bizim coşkun türkülerimiz de var

Keban’dan ağarıp geçen sular kadar deli

Bizim coşkun türkülerimiz de var

Fırat boylarında -gün yakındır-görmeli

Milyonlarca ak çiçek bir gece nasıl açar

Bunca insan-bunca dağ-bunca ırmak

Aydınlık kafada-toprakta-suda

Bunca insan-bunca dağ-bunca ırmak

Kırkbin köyle beraber – birgün Anadolu’da

<<Oh dünya varmış>> diye haykırmak

SİZ HAYMANA KÖYLERİNİ

Siz Haymana köylerini

Yakın ama bilmezsiniz

Yakın ama bilmezsiniz

Siz Haymana köylerini

Yol yakınken gidin görün birini

Böyle rahat gülmezsiniz

Açıl hele kardeş – açıl hele bir

Ardına baktığında şehir görünmeye

Ardına baktığında şehir görünmeye

Açıl hele kardeş-açıl hele bir

Şu seyrek çürük dişli sarı-siyah kümeye

Bizim memleketle köy denir

Aklından geçen srfat

Bodursa ağaç-sıskaysa öküz-cılızsa sudur

Bodursa ağaç-sıskaysa öküz–cılızsa sudur

Aklından geçen sıfat

Haymana güneşinde kılkuyruk bir at

Tavuklar gübreleri eşeler durur

Yalnız Haymana mı-Çubuk-Bala-Çerkeş

Bir hava ki-altın olsa paslanır

Bir hava ki-altın olsa paslanır

Haymana mı-Çubuk-Bala-Çerkeş

Her Allahın günü kara bir güneş

Gelir cami duvarına yaslanır

Ama çocuklar gür-çocuklar canlı

Naçar kalmayalım diye biz

Naçar kalmayalım diye biz

Ama çocuklar gür-çocuklar canlı

Hititler-Selçuklular-sonra Osmanlı

Rüzgarlı-ulu bir çayır Türkiyemiz

MUHABBET BİR KÖROĞLUDUR

Muhabbet bir Köroğludur artık

Kendi yok – namı söylenir

Kocaman bir gurbettir Anadolu

Kuş kanadıyle selam gönderilir

Yunus-Karacaoğlan-Hacı Bektaşı Veli

Yağmurdur şimdi köylerde – çiçek veya ekindir

Dua ile değil – kavga ile değil – kardeşlikle yokolacak

Dilimizdeki pas – kalbimizdeki kir

Yeter yalanla – kötülükle tebelleş olduğumuz

Kim demiş – kana kandır panzehir

Gözünün içine bakar – ha dese diye

Göklerinde şahin – denizinde yunus – toprağında demir

O kadar eski – o kadar uzak – o kadar güzel ki Anadolu

İnsanın içinden ağlamak gelir

Ve bu bir feryattır – Kızılırmak dolaylarından

Şiir değildir

ANADOLU DOSYASI

Elekle su taşır – havanda su döğer gibi

Yeniden başlıyoruz her gün – sıfırdan – hiçten

Sel ve kuraklık – yangın ve zelzele

Şemdinli’ye kadar – kol geziyor Meriç’ten

Kendisi değil – açlık ve hastalığın – ille korkusu

Kaskatı yüreklerimiz öçten

Diiz edemedik karlı dağları

Ne zaman sıyrılacak Anadolu kerpiçten

Kim temizleyecek – arsız otlardan tarlalarımızı

Ve sınıflarımızı – bir avuç piçten

Imanı gevremede – nane molla kentlerın

Gecekondu denen hörgüçten

Hem al kaçır – oynat orda burda – kullan ırgat niyetine kadını

Hem kurtarma kaç – göçten

Gönül vermek yetmez Anadolu ‘ya – baş koymak gerek ama

Kesildik gayri güçten

Ey – ( ovalarda-dağlarda ve ormanlarda) – köylerim köylülerim benim

Sensin – en çoğul – en sevgili ve sağlam gerçek sen

Bunca belaya – kötü ve kalleşe inat

Sen istersen her şey olur – sen istersen – ama ta içten