FİLLE KÖRÜN HİKAYESİ

(İstanbul hangi niyetle alınırsa odur!)

Fille körün hikayesini bilirsiniz

Sahaflar – güneş – karpuz kabuğu ve deniz

Isırgan otları – ebe gömeci – top top fesleğen

At kestaneleri – körpe salatalık ve taze ceviz

Kaldırıma düştüğünde pis ve çıplak

Çınarların gölgesinde tertemiz

Sapına kadar Osmanlı bazı gün

Şamatacı Bizans bir yerde – paslı Ceneviz

Ama Pera’da – Çİçek Pazarında demlenip

Kanlıca iskelesinde kahve İçtiyseniz

Bİr taşını Acem mülküne değişmeyen

Nedim Efendi’ye hak verirsiniz

NEDİM’DEN ORHAN VELİ’YE KADAR

Havasını – suyuna – toprağına karışmıştır

Ama – kim demiş – arayıp bulmak zor

Ölümsüzdür – gerçek şairleri İstanbul’un

İstanbul – biraz da – rahmetli şairleriyle yaşıyor

Bak – her sabahki mahmurluğunu – Sait Faik

Yine – serin serin – Çiçek Pasajında açıyor

İşte Abdülhak Hamid – yanında Lüsyen hanım

Löbon’da beş çayını içiyor

Bir şarkı – uzaktan uzağa ve beyaz bir sandal

Allah bilir ya – Nedim Efendi geçiyor

Orhan Veli – şu anda – bir deniz meyhanesinde

Garanti kafayı çekiyor

Aşı boyalı bir ev (küpeler – sardunyalar içinde)

Kapısından Ziya Osman çıkıyor

Yahya Kemal – yeni bir ilhamla dalgın

Arada bir Kanlıca’ya bakıyor

Yine – bir kavga ve hürriyet şiirine eğilmiş Tevfik Fikret

canım Boğaz – önünden – boş yere akıyor

Ve Nüzhet – bu mısralarla – hepsinin toprağına ayrı ayrı

Sevdikleri taze çiçekleri bırakıyor

YAŞAMAĞA BENZER

Dilsiz olmak cansız olmaktan da zor

(Ne ekmek telaşı – ne can kaygusunda)

Dağ – taş sadece tilki uykusunda

Dünyanın kurdu – kuşu bizi dinliyor

Dağ-taş sadece tilki uykusunda

(Dil yok ki söylesin – göz yok ki baksın)

Açıl kırlara – ıslak ot kokusunda

Yaşamağa benzer İzler bulacaksın

Dünyanın kurdu – kuşu bizi dinliyor

(Dallara sıralanmış – yollara İnmiş)

Belki biri birgün adam yerine kor

Hem ne zaman — neyin kıymeti bilinmiş

Ne ekmek telaşı – ne can kaygusunda

(Ne ümitsiz – ne kendini beğenmiş)

Rüzgarlı denizlerin uğultusunda

Bir şey var ki adına sonsuzluk denmiş

Dilsiz olmak cansız olmaktan da zor

(Zannedersin insanoğlu çok bilmiş)

Düşün ki şu anda göz-kulak kesilmiş

Bizi seyrediyor evren – bizi dinliyor

OT

Kimi vakit – kimi adam öldürür

Adam var ikisini de beceremez

Yaşar da ot gibi bana mısın demez

İçin – için kinle – hasetle çürür

Sana bana benzer saksıda ıtır

Buruk arzularla kurumağa mahkum

Dağ başında rüzgar – denizlerde kum

Ot dediğin bozkırlara yaraşır

Kuzey sabahlarının donuk hüznü

Çökerken sırtına binlerce damın

Allahın kırında bir ot olmanın

Ölümsüz hiçliğini düşündünüz mü

Kimi başakta- kimi kavruk ve naçar

-Ot olacağına insan kılığında-

Ferman dinlemeyen dağ yalnızlığında

Bilgeliğin beyaz çiçeği açar

Zorunlu olur bakarsın ölüvermek

(Bizimle ölüm yok – ölümle biz yokuz)

Başımıza gelmeden korktuğumuz

Ot misali tohum – meyva – döl vermek

Belki de daha iyi – şehirden uzak

Yüzüstü bırakıp sevdiklerini

Ayrık otu – çayır – deve dikeni

Bozkırlarda bir başına ot olmak

TÜRK ALFABESİ

(A)

(Anadolu)

<< Köylü efendimizdir >> demişti Atatürk

O hala kuru kuruya efendi – biz çoktan sayın bayız’

<< Arapça mı okunsun – Türkçe mi ezan >>

Eller Ayda – biz yağmur duasındayız

<<Fert başına düşen milli gelir – falan – filan >>

Derken sabahları bulgur çorbasıındayız

<< Açıktadır köylerde pis su ve lağımlar >>

Arayıp bulma değil – örtme çabasındayız

<< Yüzyıllarca gerideyiz – ortak pazar ülkelerinden >>

Desene kağnı arabasındayız

Onu bilirim ben – onu söylerim Daha biz Anadolu’nun (A) sındayız

(B)

(Bağımsız)

Kar selidir ilkbahararda – akıl ve yürek

Ne gem tanır – ne baraj – deli ve gür

Gözünü hür dağlarda açan bir yörük

Yapamaz rüzgarsız – ovada ölür

Ölür ama – (paraya – mideye ve zorbaya inat)

Sapınadek bağımsız – kartal kadar hür

(C)

(Cumhuriyet)

Tarif edilir – uzun uzun

Şöyleymiş – şuymuş veya buymuş cumhuriyet

Ne ise ne -önemli olan

Bir güzel adet – huymuş cumhuriyet

Efendi ve gün görmüş halkıma

Kaftan gibi yakışmış – uymuş cumhuriyet

(D)

(Demokrasi)

İşte yiğitlerin – ozanların beslediği ulu ırmak

İşte halk – işte Yunus Emre – işte Hacı Bektaş Pir

Hamuru kimyasal ama – mayası muhabbet

Ne köledir insan – ne Allah’ın gölgesidir

Ekince dagalanır – kavaklarca hışırdar

Uğuldar meydanlarda – bu halkın sesidir

Meşrutiyet ve tek partili günleri okuduk – gördük

Umut kapımız demokrasidir

<< EGEMENLİK KAYITSIZ ŞARTSIZ ULUSUNDUR >>

Balım Sultan Türbesindeki karadut misali

Ya masmavi – tekmil güneş – ya bembeyaz – silme karda

Bir kavruk ağaçtır Anadolu – yaşı unutulmuş

Kökü köylerde – meyvası okullarda

Kaldırılan kazanlardan – asi ve eşkiyadan

Süregelen savaşlardan arta kalan dullarda

Yaprak uğultusu değil – gök gürültüsü değil

En eski soluğu toprağın – davullarda

Ordular dökülmüş – kervanlar kırılmış – sevdalar tükenmiş

Ona varan – ondan geçen – ondan çıkan yo11arda

Karanlığa- korkuya – kana batmış

Gün olmuş – kelleler sallanmış dallarda

Ama sevgiler ölesiye imiş – dostluklar

Hacı Bektaşı Veli’yi kucaklayan yıllarda

Ve ustalar ustası Ahi Evren – Ulu Debbağ

Yirmidört ayar kardeşliği ile akıllarda

Bir Yunus Emre gelmiş eğlenmiş – göçmüş

Taptaze rivayeti tam dokuz şarda

Bir Dede İsmail Efendi – Beethoven’le çağdaş

Yenmiş ve güzelleştirmiş ölümü – fasıllarda

Haramizadedir aslını inkar eden

Samurda değil keramet – aşiret çadırındaki çullarda

Yüzlerce kral ve imparator – 37 padişah

Ve derken – (egemenlik) kayıtsız – şartsız kullarda

YUNANCA (Z) HARFİ

<< Gölge etme – başka ihsan istemem>>

Sıkıntısı güneş değildi herhalde Diyojen’in

 

<< Satmam – taş çatlasa – hürriyeti kulluğa >>

Derken – gerçekçiydi Mevlana Celalettin

 

Öldürülecekti okuyanlar – Yunus’un nefeslerini

Fetvasına göre Ebussuut Efendi’nin

 

Selamlamadı Despotun şapkasını ama

Ok atarken elleri titreyebilirdi Giyom Tel ‘in

 

Yıldız Sarayında oturduğundan kelli Abdülhamid

Yasaktır (Yıldız) demek – yıldızları yok bilin

 

Hür ve (ölümsüz) anlamına gelir Yunanca’da (Z) harfi

Tez alfabeden (Z) harfini silin

 

İnsan bir yanda – oldum olasıya – hürriyet bir yanda

Ey duvar oğlu duvarlar – ara yerden çekilin

GÖNÜLSÜZ KÖPEK

Masal filan değil – sadece geçmiş gün – eski zaman

Başlarmış bir Evliya Çe!ebi kervanı uzaklardan

<<Çankırı – Konya – Çankırı – Konya>> dedikçe işgilli çıngıraklar

Alırmış deve çanları ağırdan – << Erzurum – Van – Erzurum – Van >>

Baştanbaşa gurbetmiş ve her sabah -dört yanda

Ferman ve güneş üzere geniş!ermiş vatan

Terkisine alıp getirmiş derler – Mısır’ı ve Arabistan’ı

Bir bayram sabahı – Yavuz Sultan Selim Han

Ama – kim derdi ki -lafından bilr yılacak hürriyetin

Ve mavileşecek – giderek – o kabına sığmayan Yörük kan

Bir kez –kesilmeye görsün iflahı-kul tayfasının

Her gün bulgur aşı ve yılda bir çarıktan

Ergeç bir Köroğlu çıkar-bir Pir Sultan Abdal doğar –oy niyetine

Sus pus-ağzı ver dili yok kalabalıktan

Değil – karın tokluğu değil-varsa yoksa hürriyet

Zira-bir yere kadar eğler adamı-masal ve destan

İşte Hacıbektaş Pir – Derviş Yunus ve Yiğit Mustafa Kemal

Oba diye sığın – ocak bil ısın ve dağ niyetine yaslan

Gönüşsüz köpekçesine – (denenmiştir bu)

Kurt dadandırır ulusa – her çağda – korkak ozan

DAHA İYİ

“Dedem Korkut sağ olsaydı, gelir destan söylerdi; Oğuzname

niyetine düzer koşar, bunları derdi:

Şah damarına – hür düşüncenin

İnince kör satır inince – inmese daha iyi

Yeter adam olana

Bu kadar hürriyet denince – denmese daha iyi

Sonracığıma – hak diye – hak diye

Haklar yenince – yenmese daha iyi

 

Neden mi olmuştur olanlar ve yine neden mi olur

Korkak ve dönek olunca ozan kısmı – dönmese daha iyi