NASREDDİN HOCA

Ey kendi halinde, sade fakat ulu,

Ey alçacık tahtı gönlümde kurulu,

Tanrının ölümsüz, şen kulu ihtiyar!

Ey bahtiyarlar bahtiyarı bahtiyar!

Hiç kahr yanında o eski düğünler;

Hayatın eşsiz bir efsaneye bedel.

Uzun bir zincirin birbirinden güzel

Altın halkaları geçirdiğin günler.

Adını anıp ta hafiflemiyen kim ?

Ey koca Nasrettin! hür gemisi Nuh’un.

Üç buutlu gökte bunaldıkça ruhun,

Dünyamıza uğra, beraber gülelim,

Yine eğilir mi dersin ufkumuza,

Barış günlerinin ak çiçekli dalı ?

Sen, ey Akşehir’de geçen sulh masal!,

Muhayyelelerde bitimsiz ol, uza!

Gülmek doyasıya bu yalan dünyada,

O saf neşesiyle gülmek çocukluğun,

Uçuyor hafıza uzak bir rüyada,

Ah Hocam, o kadar belli ki yokluğun,

EŞKİYA HAYATI

Dağ rüzgarının getirdiği bir hoşluk,

İlk kadehi bir yudumda yarılayış;

O , şehri daraltan arzu, başıboşluk,

Her derdin devası macera arayış!

Ne yarin kahpeliği, ne kan davası,

Ne de kasabanın o malum havası..

Can sıkıntısı seni dağa çıkaran!

Eşkiyam! yaşanmağa değer maceran!

Vakit mi geçmiyor ? Yol kes, kervan çevir!

Göğü de yolda edindin mi, yaşadın’

Ama eğlenceli, aydınlıkmış şehir ,

Ama eşkiyaya çıkacakmış adın,

Paşa konağına bağlı, bey köşküne,

Yüce dağ gerek maceraya düşküne,

Uçan kuştan bile hesap istemeli,

Hesap, keyf için, kırkharami aşkına!

Korkaklıktır dağ başında yüzkarası,

Ölüm, solumadan, su içercesine.

Elbet sığmaz aklın dar çerçevesine,

Dağın, taşın genişleyen manzarası,

Kurt ovada gezer, kartal gökyüzünde,

Beyzadeler harcı bir lüks sence şehir .

Rahat! sevmezsin ki tütsün gözünde!

Hem eşkiya biraz da serdengeçtidir!

Aman vermeye gelmez bezirganlara,

Ama yol nerde, kervan hani, haydut kim ?

A benim başına buyruk koç yiğitim!

Var kısmeti sen yine dağlarda ara!

Atını göklere sürüşündeki hız,

Ovalarda rüzgar, dağlarda hürriyet,

İçimizde aşka, yaşamaya niyet,

Biz şehirli insanlar, biçare, yalnız ! .

AŞIK GARİPLİK

Ya kime desinler ”Sevdalı” diye ?

İstediğin kadar gülerek konuş.

Zihnini bir çağlabadem gözlüye

Vermiş te sonunda kim iflah olmuş ?

Kesilmedir bu bir muma pervane,

Buna korktuğuna uğramak derler .

İnsanın durup dururken haline

Gariplik, bir Aşık Gariplik çöker .

Bu bir maceradır nazlı, niyazlı,

Yanık çöller aşar durur bir kervan,

Güzeller oldum olasıya nazlı,

Sen ben başka, devran yine o devran.

Dünya böyle gelmiş, böyle gidecek,

Onda beyaz eller , pembecik ağız,

Bende ölesiye, delice sevmek;

Aynı hikayeyi yaşıyacağız..

GÖKLERİN , MESAFELERİN DAVETİ

Gündelik arzular başına vurur,

Şaşarsın göklerin inceliğine.

Başlar içinde bir hazdan koşudur,

Aklın başka yerde bakarsın yine.

Kafes kesilir doğduğun kasaba.

Derken şüphe edersin sevdiğinden.

– Scrde de biraz avarelik varsa,

Kolay geçiverir insan kendinden, –

Artık, ne baba evinin laneti,

Ne yüz çevirdiğin güzelin ahı,.

Göklerin, mesafelerin daveti

Önünde kim işlemez bu günahı ?

Değişir atışı vefalı kalbin,

Kalmaz şarap tadı, öpücük izi,

Adı avareye çıkmış garibin

Uzak dağlar, kızıl göktür içkisi.

FOTOĞRAF ALBÜMÜ

Şu çocukluğum, şu annemle babam,

Şu doğduğum beyaz ahşap evinki,

Çekildiği tarih üçyüzkırkiki

Şu benden üç yaş büyük olan ablam.

O kimbilir kaçıncı ağlayışım,

” A kuşa bak” derken çekmişler şunu.

Bilmiyorum sonra ne olduğunu,

Bu ilkmektepteki ilk arkadaşım.

Bu keyfim yerinde, elimde balon,

Ablamla beraber bir bayram, günü.

Bu gülüp ağlanan sünnet düğünü.

Bu da giyilen ilk uzun pantalon.

Seyyar fotoğrafçı çekmişti bunu:

Bir vapur, martılar, dalgalı deniz,

Deniz kenarında bir soluk beniz,

Bir akşam üstü ben ve Sarayburnu.

Bilmem tanır mısın bu arkadaşı ?

Bir şair dostumun o altı-dokuz.

İşte civarında oturduğumuz

İstanbul’un meşhur Dikilitaş’ı.

Bunlar akrabası, hısmı dostunun,

İşte resmi günah bilen annanem.

Büyüktür bence hatırası şunun:

Taksim’deyim, yanımda, da bir tanem.

Bu kamp hatırası, saçlarım kesik.

Poz alış, poz veriş artık arama

Cennet şu resimde yanımda ama

İçinde hurisi, hurisi eksik.

Bak kolumda bir melek taşıyorum :

Bir yaz günü, Ada’da, sevgilimle.

Ben değişmiyen o eski halimle

Daha çok bu resimde yaşıyorum,