TÜRKNAME

Kadim ve güzelse.. hele bir de vatansa

Konup göçenlerin miras ve emaneti,

Haketmiş demektir o ecdat, sonsuza kadar,

Saygı ve minnetle gani gani rahmeti.

Kolay mı geçerli kılmak, hem de üç kıt’ada,

(Kelimetullah) la birlikte ümran ve adaleti.

Ve huy edinmek, iş bellemek bu yolda

Karlı şerbet içercesine şahadeti.

Ama ,bunca özveriye, kan ve alın terine karşı

Daima nankörlük görmüş Türk Milleti.

Ve bir yandan çeri zorbalığı, ulema kaypaklığı,

Bir yandan yobaz kösteği ve azınlık ihaneti…

Bir yandan da (parmak bastığı üzere Atatürk’ün),

İktidar takımının gaflet ve delaleti,

Şirpençe misali, göz göz,

Oymaya koyulunca kerim ve rahim devleti

Sökün ediverince, üstüne üstlük

Balkan bozgunu, Sarıkamış kırımı ve Kanal felaketi,

Yetmedı ömrünü uzatmağa Al’i Osman’ın,

Ne Tanzimat atağı, ne Jöntürk meşrutiyeti!.

Aslında, ta Horasan’a, Pir-i Türkistan’ a gider dayanır,

Geçmiş ve geleceğimizin göksel işareti.

Taze bir güç, ayrı bir revnak katmış Türk ruhuna,

Hacı Bektaş Ocağı’ndan taşan Kızılırmak bereketi.

Ve yüceltip ay yıldızlaştırmış bu cevheri nihayet

Gazi Mustafa Kemal’in dirayet ve gayreti

Melik’ül Mülk Çağrı Bey’den bu tarafa,

İçeride ve dışarıda, çöl ve karda,

(En son, can havliyle Dumlupınar’da),

Yitip giden, bin çarpı bilmem kaç bin

Yiğittir Misak-ı Milli’nin diyeti!

Bu yüzden de, geçmiş günlerin,

Obalarda, köy odalarında ve kasaba kahvelerinde

Kıtlama sürdürülen tavşan kanı çay gibi

Keyifli de olsa, az buçuk buruktur muhabbeti!