GEÇMİŞ OLSUN MAJESTE!

Istanbul’u ziyaret eden Yugoslav Kralı Alexandre,

Yemekten sonraki sohbette Gazi’ye:

Sözüne kanmış olsaydı eğer Bazı Avrupa Devletlerinin,

Yunanlıların yerine, izmir’e,

Yugoslavların asker Çıkarmış olacağını (sakıncası kalmadığına göre)

Açıklamalıyım size!

O halde geçmiş olsun, Majeste dedi, Gazi,

Yunan ordusunun yerine demek ki

Yugoslav ordusu dökülecekti denize!

TÜRK ULUSUNU KURTARAN

<<Yüksel Türk! Senin için yüksekliğin

hududu yoktur!>>

Çankaya’daki ortaokula uğramış ve

Sınıflardan birine girmişti Atatürk.

Tarih dersi vardı.

Sordu Gazi, derse kalkan öğrenciye:

– Türk Ulusunu kim kurtardı?

Cevap verdi öğrenci hemen: – Atatürk! diye.

– Hayır çocuk! Bilin ve unutmayın ki şunu.

Kurtaran kendi kanıdır Türk Ulusunu!

GAZİ MUSTAFA KEMAL’İ TANIYORLAR MI?

O sabah, Çankaya’daki bir köy evine

Yakın, atını durdurdu ve yaverine:

– Git sor bakalım şunlara, dedi.

Gazi Mustafa Kemal’i tanıyorlar mı?

Tanıyorlarsa nasıl tanıyorlar?

Damdan düşer gibiydi sual ama, yine de

Şaşırmadı köylü, çekingenlik göstermedi:

Görmedim Bey, ama, işitmişliğim var.

Her Cuma Hacıbayram’da namaz kılarmış.

Göbeğine kadar sakalları varmış,

Melek gibi, nur yüzlü bir ihtiyarmış!

Köylünün söylediklerini aktarınca Salih Bozok,

Güldü Atatürk ve: – Varsın o da öyle bilsin,

Dedi, hem sonra, gerçeği öğrenmek

Dünyasını yıkar belki garibin.

Hayallediği şirin sakallıyı öldürerek

Sevgisini kaybetmenin anlamı yok!

LAİKLİK

Laikliğin ne olduğunu Sormuşlardı Gazi’ye.

– Bir hikaye ile anlatayım bunu.

Mektup yazmış, Halife Ömer’e, Amr – Ibnil – As,

Mısır’ı fethettiği zaman.

(… Birçok kütüphane var iskenderiye’de,

İçlerinde de sürüyle, boy boy kitaplar!

Yakayım mı bu kitapları, yoksa bırakayım mı?

– İncele, bak!

(Diye, cevap vermiş, Hazreti Ömer)

Faydasız şeylerse hemen yak!

Faydalı şeylerse eğer, Aman, yine yak!

Okudukça, onlara uymaktan vazgeçmez ve

Unutmaz eskiyi çünkü halk!

Unutmayınca da, bize,

(Yeniye ve yeniliğe yani)

Düşman olmakta devam eder!)

Evet! Hikaye bu!

Bilmem anlatabildim mi (Demiş Gazi),

Laikliğin ne olduğunu?

İZMİR’E BİR GİDİŞİNDE

<< Halk, haktır.>>

Hacı Bektaş Veli

Büyük bir sofra kurulmuştu salonuna

Kordon Boyu’ndaki beyaz evin.

Halkın içerisini seyretmesini istemeyen

Vali indirilmesini emredince perçelerin:

Vali Bey, der, Atatürk ona,

İçki içtiğimizi ve içeceğimizi bilirler!

Ama masa üstünde kadın da

Oynattığımızı ve kimbilir daha neler

Yaptığımızı düşünmez mi şimdi ahali?

Başka bir şey yapmadığımızı görmeleri için

Açık dursun perdeler!

TÜRK ALFABESİ

<<Dünya üzerinde yaşamış ve

yaşayan milletler arasında demokrat

doğan yegane millet Türklerdir.>>

A (Anadolu)

<< Köylü efendimizdir>> demişti Atatürk

O hala kuru kuruya efendi – biz çoktan sayın bayız

<< Arapça mı okunsun – Türkçe mi ezan>>

Eller ayda – biz yağmur duasındayız

<< Fert başına düşen milli gelir – falan – filin>>

Derken sabahları bulgur çorbasındayız.

<< Açıktadır köylerde pis su ve lağımlar>>

Arayıp bulma değil – örtme çabasındayız.

<< Yüzyıllarca geriyiz – Ortak Pazar ülkelerinden>>

Desene kağnı arabasındayız

Onu bilirim ben – onu söylerim

Daha biz Anadolu’nun (A) sındayız.

B (Bağımsız)

Kar selidir ilkbaharda – akıl ve yürek

Ne gam tanır – ne baraj – deli ve gür

Gözünü hür dağlarda açan bir yörük

Yapamaz rüzgarsız – ovada ölür

Ölür ama – (paraya – mideye ve zorbaya inat)

Sapınadek bağımsız – kartal kadar hür

C (Cumhuriyet)

Tarif edilir – uzun uzun

Şöyleymiş – şuymuş veya buymuş cumhuriyet

Ne ise ne – önemli olan

Bir güzel adet – huymuş cumhuriyet

Efendi ve güngörmüş halkıma

Kaftan gibi yakışmış – uymuş cumhuriyet.

D (Demokrasi)

İşte yiğitlerin – ozanların beslediği ulu ırmak

İşte halk – işte Yunus Emre – işte Hacı Bektaş Pir

Hamuru kimyasal ama – mayası muhabbet

Ne köledir insan – ne Allah’ın gölgesidir .

Ekince dalgalanır – kavaklarca hışırdar

Uğuldar meydanlarca – bu halkın sesidir .

Meşrutiyeti ve tek partili günleri okuduk – gördük

Umut kapımız demokrasidir .

AKŞAM YEMEĞİNDE

Sofrasındaki bir davetliyi

Göstererek yanındaki hanıma:

Bilemezsiniz, demişti,

Bu adamın ne bayağı olduğunu.

Peşinden de şunları eklemişti:

Bir çöp tenekesini ne kadar iyi

Boşaltırsanız boşaltın, yine de

Yapışık birşeyler kalır ya dibinde,

O şeylerdendir işte bu!

-Aman Paşam! Çok mu lazım?

Ne diye sofranıza alıyorsunuz öyleyse onu?

– Ha.. İşte onu da sen bilemezsin kızım!

GAZETE KAĞIDINA SARILMIŞ SİGARA

Ata’ya bazı güncel işleri Arzediyordu Bakan.

(ve Atatürk’e hakaretten sanıktı köylünün biri!)

– Mahkemeye veriyoruz efendim!

– Ne olmuş, kim, Ne yapmışım ki ben ona?

– Hiç! Alev almış Gazete kağıdına sardığı tütünü yakarken!

Gülerek sordu Gazi, Bakan’a:

Hiç sigara içtin mi sen

Gazete kağıdına sarılmış?

– Hayır efendim!

Trablusgarp’tan bilirim ben,

Pek berbat şeydir , ya tutuşur , ya yanmaz,

Tıkanır adam içince!

İnsan gibi sigara içmesini sağlamalıydık; bence,

Az küfür etmiş köylü bana,

Az!

YERİ GELDİĞİNDE ANLATIRMIŞ

<< Ne mutlu Türküm diyene.>>

<< Attila Roma üstüne yürüyünce,

Papa ve Konsüller korkar, şaşırır önce.

Sonra, kurtarabildiğimiz yanımıza kar

Diyip Attila’ya karşılayıcı çıkarlar .

Attila bir yerde mola verir,

Ve elçilerini Roma üstüne gönderir .

Soyluluk budalası Romalıların

İlk işleri böbürlenmek olur:

Bizim Konsüller ve Papa soyludur,

Sizin Başbuğunuz da soylu mudur?

Bu kuru övüntüyü öğrenince,

(Hayır, kızmamış Attila, hatta gülmemiş)

Sadece, elçilerine: -Ihh! Ben soylu olmuşum, olmamışım ne çıkar;

Tez o şaşkınlara varın!

Soylu ve büyük bir ulusun Başbuğu olduğumu söyleyin,

Demiş.