SARIKAMIŞ

Kar-kan ve Sarıkamış

Ne açıklama ister bu-ne de yorum

Hürriyet- ey bin yıllık kar uykularında zonklayıp duran

Cümle güzelliklere gebe- bire bin veren tohum

Üç gündür-Allahuekber Dağlarına karşı

(Şevket Süreyya nın dediği gibi;

Hem kederci-hem kederini yaratan)

Binbaşı Enver in yaşantısını okuyorum

Ha 30000 fidan- ( bir Sarıkamış için kıırılıp giden)

Ha fırtınada kuş tüyü- sel ağzında kum

-”Ne hoş toprakları var- buzdan kaynakları var”

Diyen kımse alnını karışlıyorum

Yetti -demli çayla koyulaşan muhabbet

Yetti seminer ve brıfing-yetti açık oturum

Okutmayan ve doyurmayan devletle

Asalak şıhla benim zorum

Günü gelir-kel tepelere-taş tarlalarına-ıssız mezarlıklara

Çam ormanları-su yolları ve fabrika bacaları korum

Kar kepenekli Mehmetçikleri gördükten sonra

(Hürriyet kahramnı-damat paşa ve başkomutan)

Ama yalnız adam Enver ı daha ıyı anlıyorum

NEVRUZ (22 mart)

”HER GÜN YENİ DOĞARIZ!”

YUNUS EMRE

Gelin, kanlarımızdaki bir kaç tutam demiri

Dostluk ateşine salıp

Kızdıralım bir güzel!

Aşk ile döve döve hoşgörünün örsünde,

Gönül buzlarını, kalıp kalıp

Kıralım bir güzel!

Ha zerdali çiçeği,ha karınca , ha insan!

Gelin, karşılarında el pençe divan

Ve de ağzı açık hayran

Duralım bir güzel!

”-Gün yeni,günle gelen rızık dahi yeni!”

Demiş Geyiki Baba, Anadolu ereni.

Zaten, bin şu kadar yıl, İpek Yolu’ndan

Türk, Türkmen derlemiş Nevruz çiçeklerini.

Yanlış olanı biliyoruz artık!

Yalana karnımız tok!

Doğruyu da öğrendiğimize göre;

Tabanı her yer, tavanı gökyüzü,

Dayanakları akıl, sevgi ve iz’an…

Gelin şu köhne dünyayı yeniden

Kotarıp kuralım bir güzel!

TÜRKNAME

Kadim ve güzelse.. hele bir de vatansa

Konup göçenlerin miras ve emaneti,

Haketmiş demektir o ecdat, sonsuza kadar,

Saygı ve minnetle gani gani rahmeti.

Kolay mı geçerli kılmak, hem de üç kıt’ada,

(Kelimetullah) la birlikte ümran ve adaleti.

Ve huy edinmek, iş bellemek bu yolda

Karlı şerbet içercesine şahadeti.

Ama ,bunca özveriye, kan ve alın terine karşı

Daima nankörlük görmüş Türk Milleti.

Ve bir yandan çeri zorbalığı, ulema kaypaklığı,

Bir yandan yobaz kösteği ve azınlık ihaneti…

Bir yandan da (parmak bastığı üzere Atatürk’ün),

İktidar takımının gaflet ve delaleti,

Şirpençe misali, göz göz,

Oymaya koyulunca kerim ve rahim devleti

Sökün ediverince, üstüne üstlük

Balkan bozgunu, Sarıkamış kırımı ve Kanal felaketi,

Yetmedı ömrünü uzatmağa Al’i Osman’ın,

Ne Tanzimat atağı, ne Jöntürk meşrutiyeti!.

Aslında, ta Horasan’a, Pir-i Türkistan’ a gider dayanır,

Geçmiş ve geleceğimizin göksel işareti.

Taze bir güç, ayrı bir revnak katmış Türk ruhuna,

Hacı Bektaş Ocağı’ndan taşan Kızılırmak bereketi.

Ve yüceltip ay yıldızlaştırmış bu cevheri nihayet

Gazi Mustafa Kemal’in dirayet ve gayreti

Melik’ül Mülk Çağrı Bey’den bu tarafa,

İçeride ve dışarıda, çöl ve karda,

(En son, can havliyle Dumlupınar’da),

Yitip giden, bin çarpı bilmem kaç bin

Yiğittir Misak-ı Milli’nin diyeti!

Bu yüzden de, geçmiş günlerin,

Obalarda, köy odalarında ve kasaba kahvelerinde

Kıtlama sürdürülen tavşan kanı çay gibi

Keyifli de olsa, az buçuk buruktur muhabbeti!