BİR SUR KAHVESİNDE

Yaprak sesi, kanat sesi, su sesi,

Marmara’ya bakan bir sur kahvesi..

Güneş Kızkulesinin hizasında,

Boğaziçi yeşil mahfazasında,

Deniz, ma1um, sevdasında, nazında,

Göklerde bir rahat iç enginliği.

Bayraklı vapurlar, renkli vapurlar,

Dağılmış kehribar tesbihtir surIar ,

Gelenin geçenin hafızasında

Bir oyuncak dükkan zenginliği.

Çiçek açmış badem dalı adalar ,

Dört mevsim boyunca söylenen bahar ;

Gizli bir menşurdan sızan yedi renk,

Salkımlaşan huzur, biriken ahenk,

Tozlu asmalardan yükselen buğu,

Eşyanın eriyen ince kabuğu,

Gözlerinin içi gülen eşsizlik,

Göğe karşı duyulan teklifsizlik.

İçin içe sığmadığı bu anda,

Hafıza denilen sınırsız ummanda,

Kanat çırpan o hatıra kuşları,

O bahtın ak veya kara kuşları.

Kirli arzulardan silkinen beden,

Eriyen üç buut, kalmayan darlık,

Ufuklar dorusu, masmavi, ılık

Bir gök saadeti, insana yeten.

Bir yerinde duramayış sevinçten,

Çıkarılan binbir mana bir hiçten,

Uzun bir kendini bırakış aşka.

Başka, güzelliği ve hazzı başka

Bir duygunun sonsuzluğu içinde,

Karasevda susuzluğu içinde

Çıkarış zevkini o bir hoşluğun,

Kayboluş yolunda başıboşluğun.