SONUN BAŞLANGICI

Yıl : (1622-1770-1779-1789-)

Sonun ucu 1622 de görülmüştü,

Yeniçeri güruhunun,

Artık (savaşta cenk etmez, barışta da dek durmaz)

Olduğunu anlayan

Ve hac bahanesiyle Anadolu’ya geçip

Türkmen ağırlıklı bir ordu kurmayı planlayan

19 yaşındaki padişah Genç Osman .

Yağlı kementle boğularak

Öldürülmüş..

Kesilen kulağı da, delil olarak,

Yeni valide sultana götürülmüştü.

1770 de, yenik, yorgun.. elimizi

Çekerken sol kıyısından Tuna’nın..

Şu dörtlükle özetlemiş, Sultan Üçüncü Mustafa,

Pür melal halimizi :

"- Yıkıluptur bu cihan sanma ki bizde düzele

Devleti çarh-ı deni virdi kamu müptezele

Şimdi ebvab-ı saadette gezen hep hazele

İşimiz kaldı heman merhamet-i lem yezele"

Yıl1779.

Üçyüz yirmibeş yıl geçmiş yani

Matbaa icad edileli aradan.

Kurtarmak ümit ve azmiyle Devlet-ı Aliye’yi,

(Belirttiği üzere vezaret hattı hümayununda)

Padişah Birinci Abdülhamid Han :

"lstiklal ile hareket eyleme yetkisi tam,

Vekil-i mutlak bir sadrazam"

Olarak, bula, Kara Vezir Seyyit Mehmet

Paşa’yı bulmuştu sonunda.

Belki vatansever ve mutemet,

Üstelik cesaret sahibi..

Ama, birçok vezir paşa gibi ,

Okuyup yazması yoktu O’nun da!

İçli bir bestekar olduğundan mı ne?

Sultan Üçüncü Selim daha da kötümser :

“- Taallah nasib ettin bu bir taht-ı Süleyman’dır

Uyan ki hab-ı gafletten bu mülk zira perişandır”

Hasılı, siyaset rüzgarları isteğine

Göre değil artık haşmetli Hünkar’ın..

Hünkarı da katıp önüne,

Keyfince eser!

Yıl : (1880-1901-1919)

Bir saray düşün!

(Ki, ben düşünmek bile istemiyorum)!

Tüfekçibaşısı arnavut, tercümanı rum,

Bankeri ve dış borç kefili yahudi,

Birçok memuru, kuyumcusu, elbise müteahhidi

Ve tablekarı ermeni olsun!

Hesabı kitabı da, yine bir ermeni

Saray nazırından sorulsun!

Geçmiş gün!

Merak ederek tek tek

Milliyetlerini sormuş

Çevresindekilere.

Başvekilken gözden düşerek

Bursa Valiliği’ne atanan

Ahmet Vefik Paşa, uğradığı bir ilcede

Halkla sohbet ediyormuş.

Kimi : – Boşnağım! Diyormuş,

Kimi : – Çerkezim! Kimi de :

– Arnavutum! diyormuş göğsünü gere gere.

Kenarda sessizce oturan ihtiyara

Gelince sıra,

Kızarmış, ezilip büzülmüş

Ve nihayet zar zor :

– Türküm efendim! Demiş.

– Niçin saklıyorsun? Ayıp mı Türk olmak?

Bende Türküm bak!

Dayince Ahmet Vefik Paşa, dili çözülmüş

Adamcağızın : – Essah mı Paşa, sen de mi Türksün?

Türk’den de Paşa olurmuş demek!

İşte o zaman :

– Paşa da kim oluyor!

(Diyerek dikelmiş yerinden Vali)

Padişah çıkar Türklerden Padişah!.

Yıl 1901!

Dersaadet’de, Yıldız Sarayı’ndayız..

Mevsim bahar olsa gerek!

İmzasını bile güçlükle atan

Beşiktaş Muhafızı

Yedi-Sekiz Hasan Paşa’nın, sabah sabah,

Pür hiddet bir nöbetçiye :

– Ulan e …k Türk! Diye

Bağırdığını görüp işiten Halife Sultan

II. Abdülhamit Han :

– Aman Paşa, demiş, gülümseyerek,

Biz de biraz Türk sayılırız!

Ve yıl 1919!

Savaş üstüne savaş.. Yıkım ve talan..

Her parçası bir dalda,

Dedesi 93 Harbi’nde, babası Balkan’da,

Ağası Yemen’de kalan

Tükenmiş Anadolu köylüsünü,

Milliyetçi bir (aydın)la konuşturur

Yakup Kadri (Yaban)’da :

– Biliyorum beyim, sen de onlardansın emme!

– Onlar da kim, kim onlar?

– Aha, Kemal Paşa’dan yana olanlar!

– Türk olur da nasıl Kemal Paşa’dan

– Yana olmaz insan?Akla zarar!

– Türk değiliz ki biz beyim!

– Nesiniz ya?

– Biz islamız elhamdülillah,

O senin dediklerin Haymana’da yaşarlar!.

Diyeceğim :

Diri kökü, anaç gövdesidir İmparatorluğun! .

Sonuna kadar da öyle kalacaktır Türk!

Ama, nerde, (Oğuz Han Evladı), (Tülrklerin Beyi)

Olmak1a övünen, o kadir bilir Padişah, Hakan? .

Kaçı Türk’tür dersiniz,

Çandarlıoğlu Halil Paşa’dan sonra ülkeyi

Çekip çeviren ikiyüzdört sadrazamdan?

Al-i Osman için,giderek, yalnız sefer

Zamanları hatırlanan..

Üstesinden geldiği halde cümle zahmet ve zorluğun,

(Köylü, kaba, akılsız) diye aşağılanan, horlanan

Bir leşker ve levent kaynağı olacak..

Ve parsayı toplarken hep Asitane-istanbul,

İstanbul’da da, bencil reaya kul..

Memalik-i Mahsuse-i Şahane’yi

Gözetip korumada,

Sınır ve kale bekçiliğinde kullanılacaktır Türk!

”Dini bütün olsun da

Veya vergisini versin de..

” Görüşünün geniş şemsiyesi altında,

Osmanlı, (Millet ) değilde,

(Etnik ve dinsel bir harman)

Bir kul sentezi aramıştır.

Ama, kotarılan {Ümmet) potasında,

Sadece ve sadece,

Ana unsur Türk cevheri erimiştir!

Evet! Ayak bağı kapitülasyonlar..

Celali Fetreti, sınırlarda yenilgi

Ve milliyetçi isyanlar..

Araştırıcı değilde aktarma bilgi :

”Dine ve saltanata hizmettir eğitimin amacı,

Zındıktır ileri çıkan geleneksel çizgiden!”

Tartışan felsefe, bilim ve fen,

Akıl bahçesinde açan ağulu çiçekler..

”Zenginlik veya yoksulluk, beylik, paşalık ve kulluk,

Tanrısal zorunluluktan hep,

Alınyazısı ve kader!

Geçicidir ve de sınav yeridir bu dünya, zaten!

Bir Iokma, bir hırka yeter!

Otur kalk, haline şükret,

Sonra Allah’ın gücüne gider!

Şeriatın kestiğiparmak acımaz!

Devlet Baba bu,

Hem döver , hem sever!”

Yani, bir yanda, donmuş toplumsal yapı,

Ağdalaşan irtica,

Bir yanda : “- Bekleyen çorbayı içer!”

Afyonuyla halkoyunu,

Ortak tepki ve direnme gücünü un ufak eden

Karşıt mezhep, tarikat ve tekkeler!

Üstüne üstlük, korkunç borç kamburu, kırık akça..

Üretimci değilde, bölüşümcü anlayış :

”Birikim günah, ticaret ayıp!

Verimli de olsa, sürekli iş adamı esir eder!”

Yani, maddesel hamleler için kaynak yaratamayıp

Yerinde sayış!

Çağdaş ekonomik düşünce,

Sanayi ve teknoloji yokluğu da birer

Sebep ama, bence :

Kerim ve rahim bir Oğuz Hanlığı,

Bir Türk Devleti olmaktan çıkarak

Bir kul, bir ümmet devletine dönüşen, o koca

Çınar, o ulu ırmak,

Herşeyden önce,

Türklük bilinç, inanç ve gururunu

Yitirdiği için kurumuştur!.