OLANLARI BİLİYOR – OLACAĞI SEZİYORDU

<< Bir gün; istiklal ve Cumhuriyeti

müdafaa mecburiyetine düşersen,

vazifeye atılmak için, içinde

bulunduğun vaziyetin imkan ve

şeraitini düşünmeyeceksin.>>

20 yaşında Mustafa.

Ve biril’!ci sınıfında Harp Akademisi’nin.

Çoktan boşlamış şiiri.

Ne aşık, ne de hasta.

Ama, dalıp dalıp gidiyor bütün gün.

Kısacası: Aksi, asi ve küskün!

Merak eden koğuş arkadaşlarından biri:

– Kalk borusu keyf için mi çalıyor?

Tepende her sabah nöbetçi subayı.

Ne son sınıftasın, ne imtihan ayı.

Sevda ve parasızlık da değilse,

Sıkınlın ne birader , neyin var?

Mustafa, sıkıntısını bir bilse!

Bilmediği için de bocalıyor:

Ne kadar geç yatsam, ne kadar yorgun olsam,

Gözlerim açık, sabahlara kadar

Dön babam dön artık ve tam

Dalacağım sırada kalk borusu çalıyor!

MUSTAFA (1283 SELANİK)

Tek tek yokluyorlardı sıraları.

Sırmalı hafiyeler basmıştı

Kurmay sınıfını yine.

Müsvedde defterinden koparılmış sarı

Bir kağıt parçası ve şu satırlar ilişti,

Mustafa Kemal’in sıra kapağını kaldıran

Okul Komutanı Ali Rıza Paşa’nın gözüne:

(Biz o ulvi nihadanız kim, meydanı hamiyette

Bize haki mezar ehven gelir haki mezelletten)

Tutuklanmadı Mustafa (1283) Selanik)

Ama artık mimlenmişti.

ŞAİR MUSTAFA KEMAL ATATÜRK

(Namık Kemal’in << Vaveyla >> sı ile

Hürriyet Kasidesi ni ben ondan dinlemiştim..)

Orgeneral Asım Gündüz

Devir – (Padişahım çok yaşa) devri

Abdulhamit – dolu – dizgin – saltanat arabasında

Ve uzun boylu – beyaz benizli Mustafa Kemal efendi (Selanik)

Harbiye Mektebinin 1283 apolet numarasında

.(Mani olur asker olmana) demişti – (Şiir yazmak)

Kitabet Hocası Mehmet Asım – ders arasında

Ama şiir vardı zaten – genç Mustafa Kemal’in

Gözlerinin mavisinde – saçının sarısında

Şiir vardı Manastır günlerinde

Ve 26 kuruş maaşla çıkılan Beyoğlu macerasında

Şiir vardı – Tünel Başındaki kitapçılarda

Yasak kitap aramasında

Cesaretin şiiri vardı -İzmir’li Şair Eşref’in

Mabeyin Katibi Arap İzzet Paşa’yı karalamasında

Şiir vardı – Fransız İhtilali Beyannamesinin

Ve Vatan Kasidesi’nin kaçak okunmasında

Şiiri vardı acının – Rumeli Cephesinde donan erler için

Açılan (Fanile Toplama) kampanyasında

Altın Makasın diktiği – Mercan Yokuşundaki

Şiir vardı Kurmay Üniformasında

Hürriyettir en güzel şiir ve şiir vardı

1908 Meşrutiyet ayaklanmasında

Şiiri çoktan bırakmıştı ama – Miralay Mustafa Kemal

Destanı yazıldı – inat ve sabrın – Gelibolu Yarımadasında

Şiir ayıdır Mayıs ve şiir vardı – dalga dalga

Bandırma vapurunun sıkıntılı kamarasında

Şiirdi baştanbaşa – gözü olmaması – sarayın

Ne Ferik rütbesinde – ne altln parasında

Vakit yoktu şiire ama – şiir vardı

1920’Ierin cıbıldak Ankara’sında

Aşıklı – ozandı ve artık kahramandı Mustafa Kemal ve şiir vardı

Cumhuriyet Türkiyesinin manzarasında

BİR KAFESTİ ŞAM (1905)

<< Alafranga değil, batılı; Alaturka değil, Türk idi. >>

F. R. Atay

Tam bir gurbetti Mustafa Kemal için,

Parmaklıksız bir kafesti Şam.

Ve bir kafes gibi inmişti o gün de akşam.

Eve gidiyordu yine kös kös, erkenden yatacaklı.

Çalgı sesi gelen ara sokaktaki kahvenin

Kapısını aralayıp şöyle bir baktı!

Karı ve çocuklarıyla italyan işçileri,

İçiyor , çalıp söylüyor ve oynuyorlardı.

Demek ki, Şam’da hayat ve yaşamasını bilenler vardı.

içi gitti ama, o akşam, giremedi içeri;

Kurmay elbisesiyle bu doğru olmayacaklı.

Ama, ertesi günü, kendine, Şam Çarşısından,

Hicaz Demiryolunun yapımında çalışan

İşçilerinkine benzer bir elbise uydurdu.

(Başkası olsa, çekinirdi, korkardı)

Ama, Mustafa Kemal, italyanların, her akşam gülüp söylediği

O kötü kahveye taşındı durdu.

KURU KESTANE

<< Atatürk’ü ayıklıyarak değil, bir

tabiat parçası gibi toplu ve tam

ele almalıdır. >> F. R. Atay

Deniz kenarında ve öndeler .

Yanında, arkadaşları Fuat Bulca’yla Ömer Naci;

İzinli geldikleri Selanik’te, Tahtakale

Gazinolarından birindeler.

Üçü de Manastır Askeri İdadisinde öğrenci.

Bir sürahi, bardaklar ve bir şişecik de

Rakı var

Önlerinde.

Ne yapsınlar , paraları o kadar!

Bir seyyar mezeci girince içeriye,

Bakar Mustafa: En ucuzu hangisi diye

Ve iki kuruşluk kestane alır.

Ağızlarına layık mezeler varken

(Fındık, fıstık, yumurta gibi),

Bir kuru kestaneye fit olmak, üstelik bayat

Canları sıkılır .

Aldırma! Boşver! derken

Duygulanmıştır Ömer Naci; (Ömer Naci deyip geçmeyin,

Sonradan, ittihatçıların en meşhur hatibi!)

Şiir okumak ister : – Hayat hayat

Tekler, durur düşünür ve ,

Sonra devam eder: – Bir.. bir

Kuru kestaneden ibarettir!

Evet! Bir kuru kestaneden!

MİSAK-I MİLLİ SINIRLARI

<< 30 Ağustos 1907 >>

Durum karanlık ve çetin!

(Kolağası Mustafa Kemal’le Yüzbaşı Fuat,

Selanik’te, Beyaz Kule Parkında,

Hem geleni, geçeni seyrediyorlar ,

Hem de günün şartlarını ve geleceğini tartışıyorlardı Devletin.)

Cebinden kalemini çıkararak :

– Kağıt var mı yanında, boş bir kağıt?

Diye sordu Yüzbaşı Fuat’a,

Kolağası Mustafa Kemal,

Ne yapacaksın, var?

Ver de göstereyim!

Bir harita çizerek Mustafa Kemal kağıda:

– Haritası budur vatanımızın, çocuk, bak!

Şaşırmıştı Yüzbaşı Fuat:

– Ne diyorsun yani sen,

Koca imparatorluktan geriye bu mu kalacak?

– Hiç kuşkun olmasın, o kadar!

Ilerde gözlerinle göreceksin, al,

sakla bu kağıdı istersen!

(1920 tarihli Misak’ı Milli Kararındaki

Sınırları o gün çizmişti Mustafa Kemal.)

31 MART AVClLARI – BEKİRAĞA BÖLÜĞÜ

Ne yapsın Padişahı benim Mehmedim

Tek Sultanı kendisi – paşa gönlünün

Ne ekler – benim Ahmedim’e Saltanat

Dağları sürmedeki saltanatı düşünün

Neyine – benim Mustafam’ın Hilafet

Başında bekliyecek adam mı yok ölünün

Hangi sol be Mehmedim – ne kadar sol

Batarken siyah ve kanlı balkanlarda gün

Ve zonklamalı açlığı yaralar – şakaklarında

31 Mart Avcılarının – Bekirağa Bölüğü’nün

ENVER PAŞA, BİR GÜN

Sınıyordu Mustafa Kemal’i aklı sıra :

– Bir Hindistan seferine ne dersin?

Emrinde üç alay;

İran halkını da ayaklandıra, ayaklandıra

Hindistan’a kadar gidersin!

Mustafa Kemal: – Ben o kadar kahraman değilim! der

Bu görevi kabul etmeyişinin sebebini

Kurcalayan Talat Paşa’ya da,

Durumu, harita üzerinde izah eder .

Ve sonra: – Hem niçin üç alay?

Kendi kuvvetini kendi yaratacağına

Göre, tek bir adam gönderin, yeter

Talat Paşa: – Ama bu iş fedailiğe değer!

– Olabileceğine aklım azıcık yatsaydı eğer ,

Emir filan beklemeden kendim gider ,

Kuvvetler bulur, Hindistan’ı fethederdim. Yani,

Peşimde, gönüllü devşirme ordum,

Şimdi, (imparator) dum!

MAKAMI YOKTU AMA MAKAM DAĞITIYOR

<< Millete Efendilik yoktur,

hizmet vardır! >>

Selanik’te bir evde, yemekteler .

Mustafa Kemal’in arkadaşlarına, bol keseden

Makam dağıttığı bir akşam.

Nuri’ye döner ve: – Arkadaşım, tam

Senlik iş, seni de başvekil yapacağım, der .

Peki ama birader,

Beni başvekil yapmak için, sen ne olacaksın sen?

Diye eşeleyince Nuri Conker,

Yetiştirir cevabı hemen:

Bir adamı başvekil yapabilecek adam!

MERHABA ASKER! (1910)

<< – Çocuklar şimdi her birimiz bir

Osmanlı Paşasının yanına gideceğiz.

Hepsi islam Alemi gafleti

içindedirler. Olanca kaynaklarımızı

Türk Anadolu ortasında toplamalıyız! >>

M. Kemal 1904 Harp Akademisi

Gözlerinden rahatsızdı alay komutanı.

Alay komutan vekilliğine atandığını

Mustafa Kemal Bey’e bildirmişlerdi.

O tarihte, yoklama ve teftişlerde,

Komutanlar askere: – Selamün Aleyküm, derler ve asker de:

– Aleyküm Selam, derdi.

Mustafa Kemal Bey’in usulen

Beşinci Kolordu

38. Piyade Alayını teslim alması gerekiyordu.

Bir Kolağası olduğu halde,

(Dosta düşmana inat)

4 Taburlu Alayda artık: Komutandı, baştı!

Altında ince, beyaz bir at,

Tekmil haberini aldıktan sonra, Mustafa Kemal,

Kışla meydanında teftişe hazır piyade alayına yaklaştı.

Çınladı meydan, ama bu

Aklın almıyacağı bir işti.

Bu Alay Komutan Vekili Kolağası, askere:

– Merhaba Asker! demişti.

Bu tek kelimelik, bu avam işi ve biraz kaba

Selam karşısında, asıl şaşırıp irkilen,

Hazırol durumundaki askerdi.

Ama, tez toparlandı ve canla başla komutana cevap verdi:

Merhaba!