MERHABA ASKER! (1910)

<< – Çocuklar şimdi her birimiz bir

Osmanlı Paşasının yanına gideceğiz.

Hepsi islam Alemi gafleti

içindedirler. Olanca kaynaklarımızı

Türk Anadolu ortasında toplamalıyız! >>

M. Kemal 1904 Harp Akademisi

Gözlerinden rahatsızdı alay komutanı.

Alay komutan vekilliğine atandığını

Mustafa Kemal Bey’e bildirmişlerdi.

O tarihte, yoklama ve teftişlerde,

Komutanlar askere: – Selamün Aleyküm, derler ve asker de:

– Aleyküm Selam, derdi.

Mustafa Kemal Bey’in usulen

Beşinci Kolordu

38. Piyade Alayını teslim alması gerekiyordu.

Bir Kolağası olduğu halde,

(Dosta düşmana inat)

4 Taburlu Alayda artık: Komutandı, baştı!

Altında ince, beyaz bir at,

Tekmil haberini aldıktan sonra, Mustafa Kemal,

Kışla meydanında teftişe hazır piyade alayına yaklaştı.

Çınladı meydan, ama bu

Aklın almıyacağı bir işti.

Bu Alay Komutan Vekili Kolağası, askere:

– Merhaba Asker! demişti.

Bu tek kelimelik, bu avam işi ve biraz kaba

Selam karşısında, asıl şaşırıp irkilen,

Hazırol durumundaki askerdi.

Ama, tez toparlandı ve canla başla komutana cevap verdi:

Merhaba!

BEN SIZE SALDIRI EMRETMİYORUM, ÖLMEYİ

25 Nisan 1915

Conkbayırı’na doğru yürümüştü;

Birlikleri geride istirahat ediyordu.

Durdu birden: Kaçan askerleri görmüştü!

Düşmanın kovaladığı bir Artçı koluydu bu.

Çii yavrusundan beterdiler .

Önledi onları ve sordu:

– Niçin kaçıyorsunuz? Ne oldu, ne var?

– Efendim düşman!

– Nerede düşman?

Erler: -İşte, diye 261 rakımlı tepeyi gösterdiler.

Dedikleri gerçekti.

Bir an için etrafına bakındı.

Düşmana kendi askerlerinden daha yakındı.

Durum birazdan daha da kötüleşecekti

Ve kendi birlikleri de tehlikeye düşecekti.

Bundan sonrasını, Mustafa Kemal,

Şöyle anlatıyor:

<< – Mantıkla mı, yoksa içgüdü ile mi

Ben de bilmiyorum, ama erlere:

– Düşmandan kaçılmaz! dedim.

– Cephanemiz kalmadı, dediler.

– Cephanemiz yoksa süngümüz var , dedim ve

– Süngü tak!

Diye bağırarak

Hepsini yatırdım yere.

Yere yatınca erler, düşman da yattı.

Ve işte kazandığımız an, bu andır.>>

Ve düşmanın hali artık yamandır.

Bizimkiler yatınca yere, düşman da yatmıştı.

Ve tekrar saldırıya karar verinceye kadar,

Yetişen 57. Alay ile

Yardımcı birlikleri 19. Tümen’in

Ve derken 27 . Alay!

Mustafa Kemal, yani Yarbay

Ve Arıburnu Kuvvetleri Komutanı,

O gündüz ve gecenin sonunda düşmanı

Hallaç pamuğu gibi savurup atmıştı.

AZ GELIR DEDİM, TELEFON KAPANDI

<< Mes’uliyet yükü herşeyden,

ölümden de ağırdır.>>

8.Ağustos.1915

<< Telefon çaldı; Yalova’daki Karargahtan,

Liman Fon Sanders Paşa’dandı.

Ordu Komutanı ve Mareşal:

– Durum ve tedbiriniz nedir, diyordu.

Anlattım; uğraş, didin, tedbir al,

Ama işler kötüye gidiyordu.

Liman Paşa sordu: – Peki nasıl düzelir?

– Komuta ettiğiniz birlikleri , emrime veriniz, dedim.

Tedbir budur bence!

Alaylı bir ses: – Çok gelmez mi? deyince,

– Az gelir!

Dedim ve telefon kapandı.>>

Telefon, Liman Fon Sanders Paşa’dandı.

BENIM O!

İsmet Bey Harekat Şubesi Müdürü

idi. Kendisine hemen bir geri

çekilme emri hazırlamasını

söyledim… Bir müddet sonra yazmış,

getirdi. Askerlik edebiyatına örnek

diye alınabilecek kadar iyi

düşünülmüş ve yazılmıştı!>> (1916 sonları)

Yerliler açlıktan birbirini yiyordu.

Kötü durumdaydı 2. Ordu.

Erzak tükenmeden ve bastırmadan kara kış,

Kuzey Batıya çekilmeleri gerekiyordu.

Ve işte, Tuğgeneral Mustafa Kemal, o gün

Birliklerini geri çekiyordu.

En arkasında idi ordunun yine.

Bir kumandan panik tehlikesine

Karşı askerlerinin yanında olmalıdır, diyordu.

Ve nitekim yanıbaşındaki asker:

Ne güzel kafir öldürüyorduk,

Niçin geri çekerler bizi.

Hey korkak Kumandan hey! Kaçarsın değil mi?

Dilerim, kafirden değil, Allahından bulasın!

Diye söyleniyordu.

Mustafa Kemal söylenen askere;

– Sen Kumandanı tanır mısın? diye sordu.

Ve yarı karanlıkta yüzüne bakan ere

Gülerek: -İşte benim O!

Erin şaşkınlığı artık gözlerinden okunuyordu :

– Ha! O halde başka Bey! Hay sağolasın!

ÇAL KILICINI KEMAL PAŞAM!

<< Dedem Korkut sağ -olsaydı,

gelir destan söylerdi.

Oğuzname niyetine, düzer, koşar,

bunları derdi!>>

I

Açlık, yokluk ve kırım.. Ben: – Mahşer! diyeyim,

Sen de: – Anababa günü!

Dedem Korkut’tan önce ve sonra, kim

Ve hangi yurt gördü, Anadolu’nun gördüğünü!

Çözmek için son kez boynumuza oturan,

O pis, yağlı kördüğümü:

<< – Tanrı bize yol verdi, gider olduk

Bre kafir!>>

Türk Paşaları, beyleri, efeleri, erleri

Birer, birer yetişti.

Görelim Dede Korkut’um, kimler yetişti!

II

– Istanbul’a gel! diyordu, Harbiye’deki Bakan.

– Gelemem, dedi Paşa.

– Hava değişimi al, diyordu Sultan.

– Alamam, dedi Paşa.

– İlle gelmelisin! denince de;

Bitti 8 Temmuz;a kadar sürüp giden oyun 8 Haziran’dan

Ve perde kapandı; sonunda.

Umurundaydı sanki O’nun da!

<

Ve de yiğitliğine,>>

(Yeni bir Türk Devleti kurmak için,

Kayıtsız – şartsız ve bağımsız,

Ulus egemenliğine dayanan),

Silkindi bir geceyarısı yıldız

Ve sırmalarından,

Soyundu başa!

Mustafa Kemal Paşa’nın ardından da, Dede Korkut’um,

Paşalar, beyler, efeler yetişti,

Görelim kimler yetişti!

III

Tut ki bir dolunay, günebakan çiçeği!

Yinelemek için hep yalın ve güzel gerçeği,

Kemal Paşa’ya bakageldi ve

Kıl kadar şaşmadı yönü!

– Kim öle, kim kala!

Deyip bir kenarda beklemedi

Zor günlerin adamıydı ismet Paşa, inönü!

(Yalnız düşmanı değil, kötü talihini de

Yenmek üzere milletin, Metristepe’de):

Çal kılıcını Kemal Paşam, yetiştim! dedi

Ve Dede Korkut’um, yetişti dörtnala!

O’nun ardından öbür paşalar , beyler yetişti.

Görelim kimler yetişti.

IV

Başbaş, yedeksiz ordunun sırtını, bütün gün

Kur’an okuyarak sıvazlayan

Asker babası Fevzi Paşa, dini bütün!

<< Kurmaybaşkanını sormuş Gazi, bir ara,

(Yalanı, günahı anlatanlara!

– Kur’an okuyor efendim! demişler.

– Yandık Allah’a kaldıysa işler!

Diye düşünmüş olacak

Ki; – Çağırın! demiş; bulup getirmişler.

Bir komutan, demiş, Fevzi Çakmak,

Yedeklerine güvenerek savaşır. Bir tek

Neferim yok halbuki benim, yedek!

Senin itibarından ibaret bütün yedeğin

Paşam, senin itibarından!

Onun korunması için de Kur’an

Okumaktan başka ne yapabilirim?

Diyeceğim: << Birbirine koyulduğu çağda

Bey yiğitlerin, kahramanların>>, anadan

Doğma kurmay Fevzi Paşa da:

– Gün ola, hayır ola!

Diyerek beklemedi.

Çal kılıcını Kemal Paşam, yetiştim! dedi

Ve yetişti dörtnala!

<< Alp yiğitler savaş günü kaygılanır mı hasmından!>>

O’nun ardından da paşalar , beyler

Ve efeler yetişti.

Görelim, Dede Korkut’um, kimler yetişti!

V

Evet, devletsiz millet,

Devletsiz ordu!

Ama, Şapşılı Oymağı’ndan, Emre köylü

Ali Bey’in, uzun boylu, sarışın, en küçük oğlu

Ve Kuvayi Seyyare’nin, yani, 5000 kişilik resmi çetenin

Komutanı, küçük zabit Çerkes Ethem’in

Mustafa Kemal Paşa’nın sağ kolu,

Demir yumruğu oluşu da bir devlet!

Hem de ne devlet!

Evet! Salihli Cephesi Komutanı Çerkes Ethem de:

Kurmay Halil Bey, Cellat İbrahim, Yüzbaşı Arif, Sarı Efe,

Mehmet Ali Çavuş, İştipli Halil, Parti Pehlivan,

Dokuz Efe, Usturumcalı Halil, Karacabeyli Safer,

Adapazarlı Halit, Alasonyalı Hafız,

Selanikli Hurşit Yüzbaşı ve Uhrili Keke Mehmet,

Yani feleğin çemberinden geçmiş 14 çeteci ve

Bilmem kaç bin başıbozuk er,

Bir o kadar tüfek, bıçak ve bomba, 10 sahra, havan

Ve obüs topundan ve 16 ağır makinalıdan ibaret

Taze savaş gücüyle,

(Bozguna, yokolmaya mek parmak kala,

Dişe diş! Kıyımsa kıyım, hileyse hile!)

– Çal kılıcını Kemal Paşam, yetiştim! dedi.

Ve, Allahı var, yetişti dörtnalal

VI

Sınırsız gökte karabulut olup

Darda kalmış yiğidi arkalayan,

Ve er Mustafa Kemal’i, Kemal Paşa’dan daha çok sayan

Karabekir , Kazım Paşa’mız!

Karlı kara dağların dur-durak bilmez kartalı!

Ayvalık’ta, kafire, yekeyek posta koyan,

Sabah aydınlığında, sapa yere dikilende, ak otağlı

Özalp Kazım Paşa’mız!

Derken Derviş Paşa’mız,

Dönek, hayın Çerkes Ethem’le kardeşlerini

Yedi gün, yedi gece, soluk aldırmadan kovalayan!

Kuş olup uçan, göğsü güzel kaba dağlarda,

Alaca ejder, sivri mızrağını bugün için saklayan

Fahrettin Altay Paşa’mız!

Refet, İzzettin, Ali Fuat, Recep Z:ühtü, Osman Tufan

Ve Şükrü Naili Paşa’mız,

(Sultan yazlığı Edirne’yi mülke tekrar bağlayan!)

Ve peşpeşe, diğer yiğit paşalar, beyler,

Sayılmakla tükenesi olmayan:

– Çal kılıcını Kemal Paşam, yetiştik!

VII

Hasan Tahsin, Kılıç Ali, Ali Saip

Ve Çetinkaya Ali Beyler ,

Yağlı kurşunla düşmanı ilk kez aşağılayan!

Köprülülü Hamdi Bey, Akbaş Deposu’nu basarak,

Sekiz bin Rus Tüfeğiyle kırk ağır makinalı tüfeği

Ve yirmi bin sandık cephaneyi

Yurt içine yollayan!

Rauf ve Fethi Beyler! Mustafa Kemal’1e beraber

Şifalı parmakları gibi usta bir elin!

Mazhar Müfit Bey! Kürklü paltosunu rehin

Ederek para sağlayan,

Yokluk günlerinin vekilharcı ve

(Sevgili dostu) Mustafa Kemal’in!

<

Denmekle tanınmış özverili yurtsever>>

Ve Celal Bey, Galip Hoca, inanç ve direnç aşılayan

Yılgınlığın yerine!

(Ankara’da, Mustafa Kemal Paşa Hazretlerine!

Bu sabah, Şehzadebaşı’ndaki Mızıka Karakolu’nu basıp

Oradaki askerlerle çarpışarak..

İstanbul’u işgal altına alıyor ingilizler!):

Telgrafçı Manastırlı Hamdi Efendi,

Kopuk İstanbul’u, tel tel, Anadolu’ya bağlayan!

Demirci Mehmet, Yörük Ali, Giritli Cafer

Ve Gökçen Efeler ..

Derken köylü ve halk,

Kara Fatma, Mehmetcik ve Meçhul Asker!

Bre kafir aman,

Tanrının birliğine yoktur güman!

Çal kılıcını Kemal Paşam, yetiştik! dediler.

Ve Tanrı da şahit, Anadolu da!

Hızır gibi, ilaç gibi Tam zamanında yetiştiler!

Vlll

Paşa, bey, efe, er..

Hani övdüğümüz alp erenler?

<< Gelimli gidimli dünya,

Son ucu ölümlü dünya!>>

Keramet ehli değilim ki sıkışan akıl alsın.

Soy soylayacak, boy boylayacak

Erkan sazın da yok karaduttan.

Okunup söylenmek üzere uzak, güzel günlerde,

Kahvelerde, kışlalarda, bayram ve düğünlerde;

Destanlar kalmış ya Dedem Korkut’tan,
(Çam sakızı çoban armağanı!)
Benden de bu kalsın!

BUDALA HERİFLER

<<Cevdet Paşa: – Bir şey mi yapacaksın Kemal?

– Evet Paşam, birşey yapacağım.

– Allah muvaffak etsin!

– Mutlaka muvaffak olacağız!>>

Saat 16.30,

16 ncı günü Mayıs ayının.

Boğazdan çıkmak üzeredir Bandırma vapuru.

Yavaşladı mı ne Kavaklar’a doğru?

Evet! Yaklaşan bir motor var.

Az sonra, birkaç işgal subayının

Çıktığı görülür güverteye.

Duruş sebebini sorar

Mustafa Kemal, Yaveri Muzaffer Beye.

Aramaya gelmiştir Paşam, kaçak

Silah ve cephane var mı diye!

– Biz silah ve cephane değil, kafa ve iman götürüyoruz;

Budala herifler!

Küfür değil, aşağılama vardı sesinde.

19 Mayıs sabahı,

Müfettiş Paşa’yı, Samsun Tütün İskelesinde,

Tüfekleri ingiliz Kontrol Kurulu’nca

Alınmış, bir manga er

Selamlayacak!

MEZARARKALI MEVLUT AĞA

(1919 Haziran)

Karşılayıcı çıkanlarla birlikte,

Ilıca’da oturup yorgunluk kahvesi içen

Mustafa Kemal Paşa, uzaktan, yolun öte geçesinden

Hatırlı kimseler olduklarını seçen

Ve yaklaşıp selam veren ihtiyara sordu :

(Mezararka’lı Mevlut Ağa,

Peşinde bir tutam yorgun insan,

Göçmen olarak gittikleri Çukurova’dan

O gün, Erzurum’a, Köyüne dönüyordu.)

Ne var, ne çok

Ağa, böyle nereden geliyorsunuz?

– Çukurova’dan Paşam!

– Ne O, dar mı geldi size oralar?

– Gelir mi, Çukurova geçimi padişahta yok!

Mübarek yer Çukurova, yaşanacak yer.

Allah millete zeval vermesin,

Çayır verdiler bize orda, sulu tarla verdiler.

Uşakların da, neme lazım, maşallahı var .

Yalnız son günlerde işittim ki:

(istanbul’daki ırzı kırıklar),

Ermenilere vereceklermiş bizim Erzurum’u temelli.

Geldim ki, Göreyim bu namertler ,

Kimin malını kime ve nasıl veriyorlar!

BEN MİLLETLE KUMAR OYNAMAM!

<<Güneş ufuktan şimdi doğar.

Yürüyelim arkadaşlar!>>

(23 Temmuz 1919)

Reçinesi sızmış, budak yerleri delik,

Herbiri ikiye yirmi santimetrelik

Taze çam kerestesinden alelacele çakılmış,

Bir başkan, iki katip kürsüsü

Ve öğrenci sıraları, kapak tahtalarından.

Ne perde, ne resim, ne de bayrak takılmış,

Duvar ve pencereler çıplak.

Halı ve seccadeler o günlerin tek süsü.

Türkiye Cumhuriyeti’nin temeli

İşte bu orta halli salonda atılacak.

Ve toplantıya: 1 komutan, 1 eski bakan,

17 çiftçi ve tüccar , 4 gazeteci, 6 öğretmen,

1 hekim, 4 mühendis, 6 sarıklı hoca,

4 emekli memur ve 5 emekli subay

Olmak üzere, beş ilden

(Çünkü ancak beş il delege göndermişti)

Cem’an 54 kişi katılacak.

-İttihatçıların başkanlığını istemiyoruz!

İn aşağı!

-İttihatçı başkan da istemiyoruz!

O gündür tarihteki en uzun 23 Temmuz.

Ama sonunda sağduyu kararını vermişti.

Başkan, ne Karabekir Paşa, ne Rauf Orbay;

Paşalık üniformasından sıyrılan

Ve istanbul’un azlettiği Erzurum valisinden

Peşin para, bir takım redingot satın alan,

İğreti tarafından bir de fes bulan

Mustafa Kemal Başkan olacak!

Erzurum, yürünecek yolu göstermişti:

<<Milli kuvvetleri amil ve Milli iradeyi hakim kılmak esastır.>>

– Ben milletle kumar oynamam!

Herşey olmasa bile kurtuluş için, çok şey tamam.

Sömürge devri artık sona ermiştir!

ÖLMEK OLABİLİR, KORKMAK ASLA!

<<Okuldaki tabldot : Kuru fasulye,

pilav ve üzüm hoşafıydı.>>

Kılıç AU 2 Eylül 1919

Berbattı Erzurum günleri, zor günlerdi.

Benzin paraları yoktu, Sivas’a gitmek için.

Bir emekli binbaşıdan 900 lira ödünç alarak

Ve 100 lira da aralarında toplayarak

Erzurum’dan ayrıldıkları sabah,

Beş kişiydiler topu topu, Heyeti Temsiliyye’den.

Diğerleri gelmemişler , gelememişlerdi.

Yolun yarı yerinde,

Erzincan Boğazı’na geldiklerinde,

Otomobilleri durduran jandarmalar:

Eşkiya tarafından tutulmuş, tehlike var ,

Boğazı geçemezsiniz, demişlerdi.

Ama asıl tehlike, kuvvet gelene kadar

Erzincan’da yatarak Gününde Sivas’a varamamaktı.

Çift mitralyözlü bir otomobili öne katarak

Mustafa Kemal yürümek kararını verdi.

Eşkıya ile karşılaşırlarsa,

Hepsi arabalarından atlayıp çarpışacaklardı.

Vurulanla ölenle uğraşılmayacak,

Sağ kalanlar engeli aşacaklardı.

Ama- hiçbir şey olmayacak

Ve 2 Eylül akşamı gireceklerdi Sivas’a.

Yolara dökülmüştü Sivas’lılar, salkım saçak.

Şehirde ne kadar fayton ve yaylı araba varsa

O günün şerefine tutulmuştu.

Bütün sıkıntılar ertelenmiş, Sanki unutulmuştu.

Kalabalık arasında Rasim Bey’i görünce,

Beraber yola çıkmaktan korkan bu gence:

Ölmek olabilir gençler için vatan işlerinde,

Demişti, Mustafa Kemal, ama korkmak,

Asla!

BİZ DE OLSAK ÖVLE VAPARDIK

Eylül.1919

<<Ya istiklal, ya ölüm.>>

<<General Harburd yazmış>>

<<Otuz sekiz yaşlarında Mustafa Kemal.

Zayıfça, ama boyu bosu yerinde.

Asker tavırlı bir genç adam.

Başları kapalıdır evde ve dışarda Türklerin

Bununsa açık.

(Özelliği galiba gözlerinde!)

Cevapları kesin ve akarsu gibi.

Ateş hattında korkusuz olduğundan

Şikayetçiymiş kendisinden Alman subayları.

Ve başı sıkıntıda bu adamın, işi zor;

Durmadan kehribar tesbihi çekiyor.>>

Amerikalı General, Mustafa Kemal’e:

– Türk Tarihini okudum, diyor .

Milletinizi takdir ederim.

Ama 4 yıllık bir savaştan yenik çıkan kim?

Döt milletin bir arada yapamadığını

Tek başına mı yapmak istiyorsunuz siz?

Yoksa, bir milletin intihar ettiğini mi göreceğiz?

Mustafa Kemal: – Teşekkür ederim, Generalim!

Tarihimizi okumuş, bizi öğrenmişsiniz.

Ama yine de bilmediğiniz bir şey var .

Yavaş yavaş bir kuş gibi çırpınarak

Aşağılık bir ölüme mahkum olmaktansa,

Babalarımızın oğulları olarak

Vuruşa vuruşa ölmeyi tercih ediyoruz.

İnceldiği yerde kopsun.

Canımıza tak etti artık!

General ve arkadaşları sessizce ayağa kalktılar:

– Biz de olsak öyle yapardık!