BEYLER SİZ NE DİYORSUNUZ?

Gözleri dolardı anlatırken:

<< – Çanakkale’deydik.. Tehlike vardı,

Ve karşı taarruz emri vermiştim askere ben.

Durdum, arkalarından baktım,

Sanki ölüme doğru akıyorlardı.

Öleceklerdi… Öldüler de.>>

<< – Yine o günlerde,

Bir an gelmiş, cepheye,

Ateş hattın.a sürmek gerekmişti süvari birliğini.

Yüzde yüzdü ölüm!

– Baş üstüne! dedi.

(Süvari Komutanı, pek saydığım Esat Paşa)

Çakı gibi selamlıyarak beni.

Öyle ki, tereddüt ettim, emri, anladı mı diye:

– Acaba iyice ifade edebildim mi?

– Evet Paşam! Ölmemizi emrediyor sunuz>>

(- Kazandık, ama böyle askerle,

Böyle Komutanlarla kazandık, Beyler,

Siz ne diyorsunuz!)

ATATÜRK’E BAĞLILIK

<< Sesini ve kendisini çok sevdiği

Münir Nurettin Selçuk, dağıtılan

Cumhurbaşkanlığı incesaz

takımından ayrılmıştı.>>

(Bu olay nedeniyle gücendiği

Münir Nurettin Selçuk’u,

Yakın arkadaşlarının israrı üzerine

Bağışlayıp çağırtmıştı o akşam.)

Dolmabahçe’deydiler . Söyleyip eğleniyorlardı yine.

Saat 3 sularında, sabaha karşı.

Birden seslendi Atatürk, Münir Nurettin’e:

– Münir! Şu bardağı başına koyar mısın?

(Ayaklı bir su bardağı idi bu)

Koyarım Paşam

Ateş edeceğim, ama, ona da var mısın

Varım Paşam!

Başına yerleştirerek su bardağını, bir

Kaç adım arayla durdu Münir.

(Anlatılması güç, nefes kesen bir andı.)

Bir el ateş etti tabancasiyle Atatürk

Ve bardak parçalandı!

GÜREŞ

<<Sevdiği çiçek : Kırmızı karanfil,

Renk Mavi, Hayvan: Köpek, Spor: Güreşti>>

(Malta taşlı salonuna, eski köşkün,

Yatakları serdirir,

Güreş tuttururdu muhafız erlerine aradabir .)

Her önüne çıkanın sırtını yere

Getirince erlerden biri o akşam;

Yerinden kalkarak yaklaştı ere:

-Çocuk! Sıra bende!

Beni de yenebilecek misin bakalım?

Bir Mustafa Kemal’e baktı yağız Anadolu çocuğu,

Bir de etrafındakilere:

-Seni mi yeneceğim! Kolay mı bu?

Sen yedi düveli yendin Paşam!

SU VE RAKI

<< içki içerken, sadece leblebi yemekle

yetinirdi; leblebiyi derin bir çanaktan

sağ elinin üç parmağı ile alır, teker

teker ağzına atar, sofrada yabancı yoksa,

havaya atarak ağzı ile yakafardı.>>

– Adam ne dese iyi?

Marmara Köşkü’nün sahantığında, masadakilere,

Yine o pek sevdiği:

(Su, rakı ve eşek)

Fıkrasını anlatıyordu Atatürk, içkisini yudumlayarak.

Bitirince:

Gelin şu çocuğa soralım,

Bakalım ne diyecek?

(Karşıdan onları seyrediyordu,

Çalışanlardan birinin oğluydu bu.

Çağırdılar çocuğu. Gelince sordu):

Bak oğlum! Bir kova su,

Bir kova da rakı koyalım

Bir eşeğin önüne. Hangisini içer sence?

Rakıyı efendim! deyince,

Şaşkınlık içindeki çocuk; Döndü, (kıs kıs gülerek)

Yanındakilere Atatürk:

– Aman, niçin diye sormayalım!

KORKMAK-KORKMAMAK

<<Ben kalpleri kırarak değil,

kazanarak hükmetmek isterim!>>

Nerden gelmiştik bilmem bu (korkmak) konusuna!

Yanında oturan Recep’e dönerek Atatürk:

– Ne yani, sen benden kormaz mısın hiç? dedi.

Gülünce Recep Peker , Atatürk ona:

– Şöyle karşıma geç! dedi.

Geçti Recep, – Hah, şimdi şöyle!

Hayır! ne arkadaşların korkak, ne de

Sen korkunçsun! Severek, inanarak bağlandık sana biz.

Senin ideallerin bizim de ideallerimiz.

Gerçek budur! dedi.

Atatürk de Recep’e:

– Öyleyse gel gene yanıma otur! dedi.

HATAY

<< Türk yenildi derlerse, inanmayınız.

yenilen komutandır!’>> Kurtuluş Savaşı, T .B.M.M.

Hatay sorunu görüşülüyordu

0 akşam,

Çankaya’da, geciken.

Atatürk, Ruşen Eşref’e:

Sancak ıçin, bizim gibi devletle

Savaşı göze alamaz Fransızlar!

Yalnız Fransızlar mı, kimse!

Karşımızda bütün dünya birleşse

Hatay’ı yine alacağız biz.

– Sözüm var!

Daha fazla eğleyemem ben bu milleti!

Cesaret edemezse buna Hükumetimiz,

Çekilirim Cumhurbaşkanlığından,

Bir ferdi millet olarak girip Hatay’a

Ben sağlarım onun bağımsızlığıni, ben!

Yunus Nadi de vardı sofrada, sordu:

– Sonra Paşam?

– Türkiye’ye dönerim sonra da,

Deviririm

O hakları almaktan aciz Hükümeti!

TÜRK KENDİ DÜŞER, KENDİ KALKAR!

(1938)

Hatay dönüşü, yenmiş içilmiş

Ve milli oyunlara geçilmişti

Eskişehir Orduevi’nde,

Yerel giysiler , sırma, smokin, kaftan,

Değişik bir geceydi bu!

O dereceyi bulmuştu ki coşkunluğu,

Çalınan zeybek havasına ayak uydurarak Atatürk,

Oynamağa koyulmuştu.

Ama, oyunun gereği, bir o dizini,

Bir bu dizini vururken yere,

Sendelemiş ve birden

Yerde bulmuştu kendisini.

Koşuştular etraftan.

(Durun) dercesine işaret ederek

Yardım etmek isteyenlere:

– Türk, kendi düşer , kendi kalkar!

Ve kurulu zemberek gibi fırladı yerden.

SON CUMHURİYET BAYRAMI

<< İyi olursa, bir yaylaya çıkmak, orada

artık yalnız serin kaynak suları ve

süt içmek özlemi içindeydi!

F. R. Atay (1938)

Son Cumhuriyet Bayramı gecesi ve

(Dolmabahçe Sarayı’na süründü sürünecek)

Gençlerle dolu bir , vapur Boğaz’da..

Hastadır Atatürk… hem de çok hasta.

Kalkmak ister, kollarına girerler.

(Pencereden de olsa, kendisini hatırlıyan gençlere şöyle

Bir görünecek!)

Şarkı, alkış, kıyamet.. artık göklere çıkar:

<<Dağ başını duman almış, gümüş dere durmaz akar!>>

Atatürk, yaşlı gözlerle, arkalarından bakar, bakar

Ve mırıldanır:

– Bayramlar ve yarınlar sizindir, güle güle!

ATATÜRK’ÜN VAKTİ ÇOK AZDI

<<Ey yükselen yeni nesil!

istikbal sizindir.

Cumhuriyeti biz tesis ettik, onu

i’la ve idame ettirecek sizlersiniz!>>

Atatürk’ün vakti çok azdı

Sıra dağlar vardı – önünde Atatürk’ün

Geçiyordu vakit – vakti durduramazdı

Yıllar yılı – kuyusunu kazanlar

Türk’ün Saraydı – düşmandı – satılmıştı – yobazdı

Atatürk’ün vakti çok azdı

Kan ve demir – karanlık ve gerçek

Anadolu’da açan milyonca al çiçek

Milyonca can oldu – kurtuluşun diyeti

Özgürlüğü – istiklal ve cumhuriyeti

Atatürk’ten başkası yaratamazdı

Atatürk’ün vakti çok azdı

Sadeydi – tazeydi – yiğitti

Yerini kimseler tutamazdı

Bezmişe ümit – acıkmışa ekmek – ve su oldu yanmışa

Tekdi ama – çoğaldı sanki – dünyaya yetti

Mustafa – Mustafa Kemal – Mustafa Kemal Paşa

Atatürk’ün vakti çok azdı

İhtiyacı yok – övgüye Atatürk’ün

Önemli olan – başardıklarımız ve başaracaklarımızdır

Zehirli otları temizlediğimiz gün

Ve vurduğumuz gün-çürümüş dallara satır

O kendini – her an – yeniden yaratır

Yine özgürlüğe hizmetten geri kalmazdı

Atatürk’ün vakti çok azdı .

Türk istiklalini – Türk Cumhuriyetini

İlelebet muhafaza ve müdafaa etmektir

Ey Türk Gençliği – birinci vazifen.

Emanetimi sen koruyacaksın – sen

Bilemez başkası – kıymetini

Sen uyanıksan – yaşıyorum demektir

Böyle gördü hep . böyle söyledi – böyle yazdı

Atatürk’ün vakti çok azdı.

KENDİNİ TARİF EDİYOR

Dövizler hazırlanmıştı Onikinci Yıldönümü için

Cumhuriyetin!

Şunlar da vardı:

<<- Atatürk en büyüğümüzdür, bizim!>>

<<- Türk Milleti yüzyıllardır bağrından Bir Mustafa Kemai çıkardı!>>

<<- En yücesidir Atatürk bu milletin, önderidir!>>

Atatürk bir bir Iisteyi okudu;

Bunları ve bunlara benziyenleri çizdi

Ve şunu yazdı hepsinin yerine;

(Çok tutulan bir dövizdi O günlerde bu!):

– Atatürk bizden biridir!