YA TUTARSA

Cumadan sonra, cemaat dağılınca,

Elinde bir yoğurt kasesi,

Hoca, Soluğu Akşehir gölünde alıyor ,

– Yahu! O da ne?

Gören, inanamıyor gözlerine

Bir zaman bocalıyor .

– Şu Hoca’nın bir benzeri daha var mı?

Şimdi de gelmiş göle maya çalıyor!

Biri: – Pes yani Hoca!

Kör olayım sen de ilaçlık akıl varsa!

Allah ‘ın gölü, koca su, hem de koskoca!

Hiç maya tutar mı?

– Yeğenim! Ben de biliyorum, diyor Hoca,

– Tutmaz, tutmaz ama Ya tutarsa!

EŞEĞİN SÖZÜ

Komşusu Hoca’dan, Bozoğlan’ı ister.

Hoca da: – :Tuh! Demin

Biri aldı, gitti, der,

N’ olurdu önce isteseydin!

Ama, aksilik bu ya! Tam bu sırada,

Anıracağı tutar, uzun uzun, ahırdaki eşeğin.

Komşusu içerler :

– Ayıp be!

Yırtınırken hayvan içerde,

Sen hala yok, diyorsun!

– Y ok dedik sana!

– Ak sakalımla bana

İnanmıyorsun da,

Ahırdaki eşeğin sözüne inanıyorsun!

TÜCCAR NASREDDİN

Hoca ticarete başlamış .

Tanesi otuz paradan aldığı yumurtaları,

Bir güzel boyamış, haşlamış, İndirmiş kasabaya .

– Hadi, tanesi yirmi paraya! Yumurta var!

Hepsinin de içleri çift san, İri iri yumurtalar!

Ve akşama kansı:

– Aklın ermedi benim bu işe Hoca!

Otuz paraya al, pişir, boya,

Götür sat sonra yirmi paraya!

Karın ne senin bu ticaretten?

Diye çıkışınca,.

Cevap hazır bizim yorgun tüccarda:

– Aklın ermez ki senin karı!

Boyadan kazanıyorum ben!

KERAMET

Hoca bir gün boş bulunur :

– Nedir, n’olmuş yani?

Kerametse keramet,

Biz de gösteririz, der .

Sen misin diyen, takılanlar olur :

– Yaşa Hocam! Göster kerametini,

Göster de, ayağına gelsin karşındaki tepeler!

Ok yaydan çıktı artık, ne yapsın Hazret?

Hiç bozuntuya vermez

Ve: – Gel ya mübarek!

Gel ya mübarek!

Gel ya mübarek!

Diye seslenir üç kez.

En ufak bir kıpırdama olmayınca,

Başlar tepelere doğru yürümeğe Hoca!

Biri: – Efendi Hazretleri! Bekleseydiniz biraz,

Nereye gidiyorsunuz, deyince ,

Hem yürür, hem cevap verir:

– Keramet ehlinde gönül, kibir olmaz!

Dağ yürümeyince!

Gayri bize düştü yürümek,

Önemli bir işi çıksa gerek!

YE KÜRKÜM YE

Adı iftar! Gerçekte ziyafet var!

Veren de, han hamam sahibi bir bezirgan tüccar!

Hoca ( sırtında, gündeye giydiği

Aşınmış cübbe, soluk elbise),

Varıp konağın ceviz kapısını çalmış .

Kapı açılmasına açılmış

Ama, hoş geldin, diyen, buyur eden olmayınca,

Piç gibi ortada kalakalmış ,

Bayağı bozulmuş Hoca!

– Özel olarak çağırmasalar hadi neyse!

Kaşla göz arasında eve dönerek,

Bayramlık elbisesiyle , samur kürkünü giymiş ve

Soluğu tekrar konakta almış!

– Aman efendim! Bu ne şeref! Şöyle , şuraya diye diye ,

Buyur etmişler Hoca ‘yı bu kez baş köşeye .

Sofraya yeni bir çerez, yeni bir yemek

Geldikçe , onu doğru uzatarak eteklerini kürkünün,

Söyleniyormuş Hoca, kendi kendine : – Gün, senin günün,

Ye kürküm ye!

– Aman Hocam o da ne demek?

– Elbette o buyuracak,’ bana değil ki ikram, kürke!

AYDINLIK DURURKEN

Göz göre göre gitmişti.

Sabah tımar ederken eşeğini ahırda,

Yüzüğünü düşürüp kaybetmişti .

Avluda dört dönüp aranıyordu.

Komşusu sordu:

– Hayrola Hoca? Aradığın ne?

– Sorma! Ahırda yüzüğümü düşürdüm de!

-İyi ama!

Ahırda kaybettiğini avluda arıyorsun sen?

– Aydınlık avlu dururken,

Karanlık ahırda yüzük aranır mı ?

Gülerler sonra adama!