BİR KAFESTİ ŞAM (1905)

<< Alafranga değil, batılı; Alaturka değil, Türk idi. >>

F. R. Atay

Tam bir gurbetti Mustafa Kemal için,

Parmaklıksız bir kafesti Şam.

Ve bir kafes gibi inmişti o gün de akşam.

Eve gidiyordu yine kös kös, erkenden yatacaklı.

Çalgı sesi gelen ara sokaktaki kahvenin

Kapısını aralayıp şöyle bir baktı!

Karı ve çocuklarıyla italyan işçileri,

İçiyor , çalıp söylüyor ve oynuyorlardı.

Demek ki, Şam’da hayat ve yaşamasını bilenler vardı.

içi gitti ama, o akşam, giremedi içeri;

Kurmay elbisesiyle bu doğru olmayacaklı.

Ama, ertesi günü, kendine, Şam Çarşısından,

Hicaz Demiryolunun yapımında çalışan

İşçilerinkine benzer bir elbise uydurdu.

(Başkası olsa, çekinirdi, korkardı)

Ama, Mustafa Kemal, italyanların, her akşam gülüp söylediği

O kötü kahveye taşındı durdu.

ŞAİR MUSTAFA KEMAL ATATÜRK

(Namık Kemal’in << Vaveyla >> sı ile

Hürriyet Kasidesi ni ben ondan dinlemiştim..)

Orgeneral Asım Gündüz

Devir – (Padişahım çok yaşa) devri

Abdulhamit – dolu – dizgin – saltanat arabasında

Ve uzun boylu – beyaz benizli Mustafa Kemal efendi (Selanik)

Harbiye Mektebinin 1283 apolet numarasında

.(Mani olur asker olmana) demişti – (Şiir yazmak)

Kitabet Hocası Mehmet Asım – ders arasında

Ama şiir vardı zaten – genç Mustafa Kemal’in

Gözlerinin mavisinde – saçının sarısında

Şiir vardı Manastır günlerinde

Ve 26 kuruş maaşla çıkılan Beyoğlu macerasında

Şiir vardı – Tünel Başındaki kitapçılarda

Yasak kitap aramasında

Cesaretin şiiri vardı -İzmir’li Şair Eşref’in

Mabeyin Katibi Arap İzzet Paşa’yı karalamasında

Şiir vardı – Fransız İhtilali Beyannamesinin

Ve Vatan Kasidesi’nin kaçak okunmasında

Şiiri vardı acının – Rumeli Cephesinde donan erler için

Açılan (Fanile Toplama) kampanyasında

Altın Makasın diktiği – Mercan Yokuşundaki

Şiir vardı Kurmay Üniformasında

Hürriyettir en güzel şiir ve şiir vardı

1908 Meşrutiyet ayaklanmasında

Şiiri çoktan bırakmıştı ama – Miralay Mustafa Kemal

Destanı yazıldı – inat ve sabrın – Gelibolu Yarımadasında

Şiir ayıdır Mayıs ve şiir vardı – dalga dalga

Bandırma vapurunun sıkıntılı kamarasında

Şiirdi baştanbaşa – gözü olmaması – sarayın

Ne Ferik rütbesinde – ne altln parasında

Vakit yoktu şiire ama – şiir vardı

1920’Ierin cıbıldak Ankara’sında

Aşıklı – ozandı ve artık kahramandı Mustafa Kemal ve şiir vardı

Cumhuriyet Türkiyesinin manzarasında

MUSTAFA (1283 SELANİK)

Tek tek yokluyorlardı sıraları.

Sırmalı hafiyeler basmıştı

Kurmay sınıfını yine.

Müsvedde defterinden koparılmış sarı

Bir kağıt parçası ve şu satırlar ilişti,

Mustafa Kemal’in sıra kapağını kaldıran

Okul Komutanı Ali Rıza Paşa’nın gözüne:

(Biz o ulvi nihadanız kim, meydanı hamiyette

Bize haki mezar ehven gelir haki mezelletten)

Tutuklanmadı Mustafa (1283) Selanik)

Ama artık mimlenmişti.

OLANLARI BİLİYOR – OLACAĞI SEZİYORDU

<< Bir gün; istiklal ve Cumhuriyeti

müdafaa mecburiyetine düşersen,

vazifeye atılmak için, içinde

bulunduğun vaziyetin imkan ve

şeraitini düşünmeyeceksin.>>

20 yaşında Mustafa.

Ve biril’!ci sınıfında Harp Akademisi’nin.

Çoktan boşlamış şiiri.

Ne aşık, ne de hasta.

Ama, dalıp dalıp gidiyor bütün gün.

Kısacası: Aksi, asi ve küskün!

Merak eden koğuş arkadaşlarından biri:

– Kalk borusu keyf için mi çalıyor?

Tepende her sabah nöbetçi subayı.

Ne son sınıftasın, ne imtihan ayı.

Sevda ve parasızlık da değilse,

Sıkınlın ne birader , neyin var?

Mustafa, sıkıntısını bir bilse!

Bilmediği için de bocalıyor:

Ne kadar geç yatsam, ne kadar yorgun olsam,

Gözlerim açık, sabahlara kadar

Dön babam dön artık ve tam

Dalacağım sırada kalk borusu çalıyor!

TOP PÜSKÜLLÜ KIRMIZI FES

<< Lacivert çuhadan ceketinin sarı

ay yıldızlı düğmeleri, kol kapağında

birer parmak kalınlığında

3 sıra şerit vardı. Dar ve yeşil

pantolonu ise pek güzeldi. Top

püsküllü kırmızı fes de ona çok

yakışıyordu>> 1893

Gizlice girmişti Askeri Rüştiye’nin sınavına

Ve kazanmıştı.

Peki ama, iznini ve hayır duasını nasıl alacak,

Asker olmasını istemiyordu ki annesi onun!

Kadıncağız sürüp giden savaşlarda öleceğinden,

Gidip te gelmeyeceğinden korkuyordu

Biricik oğlunun.

Bulmuştu ama Mustafa Kemal çaresini; sordu:

Ne hediye getirmişti babam bana

Doğduğum zaman?

Zübeyde Hanım, düşündü bir an :

Bir kılıç! Hatırlıyorum da, pek sevinmişti

Rahmetli pek!

– Nereye koymuştun o kılıcı sen?

– Kundağının baş ucuna?

– Gördün mü bak!

Asker olmamı istemiş babam demek,

Anne, asker olacağım ben!

KARGA KOVALAMAK

<< Ben de herkes gibi doğdum, büyüdüm.

Doğuşumda bir ayrılık varsa Türk oluşumdan ibarettir!>>

Hiçbir şeyi O, halk kadar tutmamıştır .

Halktı, ilk ve son; halktı, epeski ve yepyeni!

Övünürdü, halk çocuğu olmakla.

Örneğin kızkardeşi ile beraber bakla

Tarlasında bekçilik ettiğini,

(Unutmak ve O’na da unutturmak isteseler de)

Atatürk unutmamıştır .

Bu tarla bekçiliği hikayesine

İnanmamış gözükerek :

Aman efendim, estağfurullah, diyene de,

Yüz vermemiştir

Ve gülerek :

Şanından mı düşersin, demiştir ,

Karga kovalamakla?

Sen o estağfurullahı kendine sakla!

GİYİNMEYE MERAKLIYDI

<< Bir kurmay, mutlaka bir lisan

ve dans etmesini bilmelidir. >>

Bir kıza gönül vermiş,

Bir ara, Rüştiyeli Mustafa bizim.

Ama uzaktanmış, ama penceredenmiş, aldıran kim.

Okuldan sonra hergün

Gömleğine, fesine kadar herşeyini bir bir ,

Ablasına güzelce ütületir ,

Selanik’in Kulekapısı Mahallesine

Kızı görmeye gidermiş.

Yakın arkadaşlarından biri :

– İşte bu günlerden kalmadır, dermiş,

İyi giyinme merakı için Atatürk’ün!

ONURLUYDU MUSTAFA KEMAL

<< Hayatta iki şey vardır :

Galip olmak, mağlup

olmamak.>>

Mahallede hergün değişik bir oyun var!

O gün de birdirbir oynanıyormuş.

Seslenmişler O’na:

– Sen de gelip oynasana!

– Peki, demiş Mustafa ve dimdik ayakta durmuş.

– Eğil, diye bağrışmış çocuklar ,

Eğil ki atlıyalım üstünden!

Başını sallamış Mustafa:

– Böyle atlıyabilirseniz atlayın, eğilmem ben!

KOCA YÖRÜK

<< Babası Ali Rıza efendi, gümrük

muhafaza memuru idi. Kızıl bıyıklı

ve iri yarı idi. Aydın’ın Söke tarafından

gelmişlerdi. Ana tarafından

ise yörüktür. Ondaki Altaylı

tipi bundan olsa gerek! >>F.R.Atay

Gözünü budaktan sakınmazdı

Canını yağlı kurşundan

Sarıyer adlı yörük köyündendi anası

Yani ana tarafından

Yörüktü Mustafa Kemal !

Gelmiyor insanın inanası

-Sanki eski Asya destanlarından-

Hem yokluk dağlarını eriten demirci

Hem kıvılcım, alev ve ateş

Tanrısal bir körültü Mustafa Kemal

Ne varsa Anadolu’da var

İstanbul’dur adamı çürüten

Kazandıktan sonra: – Varsa yoksa sen!

Diyenlere gülecek kadar

Büyüktü Mustafa Kemal

BİR KURTARICI BEKLENİYORDU

<< Onu paşa yapsanız padişah

padişah yapsanız Allah olmak ister. >> Enver Paşa

I.

Soranlar vardı: -<< Neden paşa yapmıyorlar O’nu>>.

<< Anafartaları O kazanmadı mı, İstanbul’u O kurtarmadı mı?>>

<<- Terfi tezkeresi cebimde ama>> demişti, Enver Paşa.

<< Hiç bir şeyle doyuramazsınız siz bu adamı.>>

Ve kafa yoruyordu aydınlar , Göz Hekimi Esat Paşa’nın evinde,

 

– Kim kurtarabilir acaba vatanı?

<<- O, bizi kurtarır ama, biz O’ndan nasıl kurtuluruz!>>

Diyordu, Refet Bey, devrin İstanbul Jandarma Komutanı,

Ve açıklıyordu: -<< Gavura kalacağımıza, O’na kalırız>> dendiğinde,

 

Mustafa Kemal’di kurtarıcının adı sanı!

 

II

 

<< Biz hiç birimiz olmasaydık,

O, yaptığını yine yapardı. O

olmasaydı, hiç birimiz, Mustafa

Kemal’in yaptığını yapamazdık.>>Rauf Orbay

 

Karabekir Paşa da, aynı şüpheyle, Erzurum’da, O’nun,

Başkan olmasını istememişti.

Ingilizler: -<< Sert davranışımız size,

Mustafa Kemal’in başınızda olmasındandır >> demişti.

Daha ilk Kuvay-i Milliyye Meclisinde,

Enver Paşa’ya bel bağlayanlar türemişti.

Ama, açık talih, kararlı Mustafa Kemal’e gülümsediği kadar,

Kimselere gülümsememişti.

Bir kaymaktı Afyon artık, Kütahya bir çini,

Mesir macunuydu Manisa ve İzmir: Elde bir yemişti!

 

III

<< Hiçbir zafer gaye değildir. Zafer

ancak kendisinden daha büyük

bir gayeyi elde etmek için

belli başlı vasıtadır.>>

Vatan kurtulmuştu, ama, orta yerde, ayağa dolaşan

Köhne ve külüstür bir sürü şey vardı.

Vezirdi halifeydi bunlar ,

Kokmuş medreseler , sallabaş fetvacılar, besili kadılardı.

Önce dünyasını karartırdı adamın bunlar,

Sonra cenaze namazını kılardı.

Korku dağları bekliyordu bunlar için ve işte bunlar ,

Mustafa Kemal’den, hiç mi hiç kurtulamıyacaklardı!