NEFES

On saatlik yoldan, hem de yaya

Sürüp getirmişti, köylünün biri,

Uyuz keçisini Hoca ‘ya

– Oh Hocam! Ne olur,

Bir nefes et de , geçsin şu uyuz!

Şaşırmış ne diyeceğini Hoca adama.

– Bak aslanım! Ben nefes edeyim ama,

Sen de bir güzel katran sürmeyi

Ve Arap sabunuyla yıkamayı unutma!

Hem sonra, aç bu hayvan, iyice doyur ,

Tuz yalat bu hayvana, tuz!

YİNE EŞEK

Götürüp tellala verir , bir gün Hoca,

Pazarda eşeğini,

Aklı sıra satacak.

Nasılsa müşteri çıkar .

Ama sıkıysa, kuyruğunu yokla hayvanın,dişlerine bak!

Isırır , teper , salyası akar . .

Tellalı da yanına yaklaştırmayınca,

Adamcağız: – Hocam, der , bu eşek sakar .

Kimseler almaz bunu. Çek götür köye.

Hoca boynunu büker:

– Yeğenim! Satmak isteyen kim?

Ben onu, pazara herkes görsün de

Neler çektiğimi benim anlasın diye

Getirdim!

AYDINLIK DURURKEN

Göz göre göre gitmişti.

Sabah tımar ederken eşeğini ahırda,

Yüzüğünü düşürüp kaybetmişti .

Avluda dört dönüp aranıyordu.

Komşusu sordu:

– Hayrola Hoca? Aradığın ne?

– Sorma! Ahırda yüzüğümü düşürdüm de!

-İyi ama!

Ahırda kaybettiğini avluda arıyorsun sen?

– Aydınlık avlu dururken,

Karanlık ahırda yüzük aranır mı ?

Gülerler sonra adama!

YE KÜRKÜM YE

Adı iftar! Gerçekte ziyafet var!

Veren de, han hamam sahibi bir bezirgan tüccar!

Hoca ( sırtında, gündeye giydiği

Aşınmış cübbe, soluk elbise),

Varıp konağın ceviz kapısını çalmış .

Kapı açılmasına açılmış

Ama, hoş geldin, diyen, buyur eden olmayınca,

Piç gibi ortada kalakalmış ,

Bayağı bozulmuş Hoca!

– Özel olarak çağırmasalar hadi neyse!

Kaşla göz arasında eve dönerek,

Bayramlık elbisesiyle , samur kürkünü giymiş ve

Soluğu tekrar konakta almış!

– Aman efendim! Bu ne şeref! Şöyle , şuraya diye diye ,

Buyur etmişler Hoca ‘yı bu kez baş köşeye .

Sofraya yeni bir çerez, yeni bir yemek

Geldikçe , onu doğru uzatarak eteklerini kürkünün,

Söyleniyormuş Hoca, kendi kendine : – Gün, senin günün,

Ye kürküm ye!

– Aman Hocam o da ne demek?

– Elbette o buyuracak,’ bana değil ki ikram, kürke!

KERAMET

Hoca bir gün boş bulunur :

– Nedir, n’olmuş yani?

Kerametse keramet,

Biz de gösteririz, der .

Sen misin diyen, takılanlar olur :

– Yaşa Hocam! Göster kerametini,

Göster de, ayağına gelsin karşındaki tepeler!

Ok yaydan çıktı artık, ne yapsın Hazret?

Hiç bozuntuya vermez

Ve: – Gel ya mübarek!

Gel ya mübarek!

Gel ya mübarek!

Diye seslenir üç kez.

En ufak bir kıpırdama olmayınca,

Başlar tepelere doğru yürümeğe Hoca!

Biri: – Efendi Hazretleri! Bekleseydiniz biraz,

Nereye gidiyorsunuz, deyince ,

Hem yürür, hem cevap verir:

– Keramet ehlinde gönül, kibir olmaz!

Dağ yürümeyince!

Gayri bize düştü yürümek,

Önemli bir işi çıksa gerek!