ŞANS, TALİH, KADER, KISMET

Arıyanlar Çarşıkapı’da bulurdu,

Süslü sandığiyle niyet satardı

Kuşlarla ve gökyüzüyle kafadardı,

Yıllarca o kapıyı bekledi durdu,

İki güvercini, bir kumrusu vardı;

Yetim anası, genç dul, oğlu askerde,

Sıkıldı mı başı, düştü mü bir derde,

Doğru Çarşıkapı’ya, ona koşardı

Civardaki diğer kuşçulara nisbet,

Aynalarla donatmıştı sandığını.

Yoktu hiç gören: ”Şans, talih, kader, kısmet”

Ses yarıştırmaktan usandığını.

Büzülmüş kumruya, ”Haydi Üsküdarlım,

Kurtar küçük hanımı meraktan” derdi.

Üsküdarlı, haspam, bir kurum, bir çalım,

Yürür, az düşünür; bir niyet çekerdi.

Bir gün onu yerinde göremediler,

Çarşıkapı’yı buldu gidenler sade.

Duyulunca da öldüğü mahallede,

“Herhalde kuşlarına uydu” dediler.

SEVGİNİN O ESKİ TADI

Neden hatırlatır ölümü bahar ?

O şenletse bari dünyayı biraz.

Kara haberlerle yüklü bulutlar

Neden eskisinden çok daha beyaz ?

Yaşamak dururken tasasız ve hür,

Açılmadan neden kurur tomurcuk ?

O meşhur oyuncak delisi çocuk

Neden ellerine bakıp düşünür ?

Nerede sevginin o eski tadı ?

Herşeyde dokunan bir hal var içe.

Şahittir gözlerim: Bu gök, bu bahçe

Hiç bu kadar cana yakın olmadı.

Bu yeşil şehirde geçen her günün

Bir başkalığı var belirsiz, özel.

Açık gözlerinde genç bir ölünün,

Titreyen rüyadır, bu dünya güzel.

ÇOCUK UYKUSU

Yorgun bir türküyle eğilsin dallar,

Bir yağrnur sonrası ıslak ufkuna.

Ve renkli bir ninni gibi masallar

Şehzadeleriyle dolsun uykuna.

Yum, o güzel kara gözlerini yum,

Örsün peteğini düşünde arı.

Bakışın bir gölde yunsun çocuğum,

Bahçeler yoluna serpsin bahari.

Eksilmesin taze dudaklarından,

Bir çiçekle fecir kokan bir beste.

Unut kuşları ve düşünme bir an,

Sonsuzlaş uykuna dökülen seste..

SERAP

Bir gözümde tütün kokan rıhtımla

İklim rüyasına da1an mavnalar.

Ve yıldızlar birikir damla dam1a,

Bir gözümde çamur renkli mandalar,

Bir gözümde görülmemiş dünya1ar,

Koklanmamış buruk bir meyva fecir.

Boz ufkuma sarkan dallar yeşerir,

Bir gözümde salkımlaşır rüyalar .

Bir gözümde açar, durulur bahar,

Göllerin gökler bakar aynasından.

Akar gelinciğin a1tın tasından,

Bir gözümde yağmurlaşır dualar.

Bir gözümde ıslak yeşil bir ada,

Beyaz kanatlalra dolan yolculuk.

Köpükten bir er mendil sallamada,

Ve bir gözümde sen, ey güzel çocuk !

GAGASINDA HABER, BEYAZ GÜVERCİN

Gagasında haber, beyaz güvercin,

Konacak bir sabah penceremize.

Renkli sevincini bildirmek için

Dallar eğilecek yavaşca bize.

Yeniden açacak kuruyan çiçek.

Yeniden ötmiye koyulacak kuş.

Komşumuz : ”Su1h olmuş”, derken gülecek,

Başlıyacak sulhla yeniden doğuş.

Defne dallarında yeşeren huzur,

Aşkını sunacak hayatın bize.

Ve nur, gökyüzünden, pıtrak pıtrak nur

Yağacak bir sabah düşlerimize

Eriyecek ufku karartan rüya,

Dönser Yaşamaya başlıyacağız yine.

Bölüşülemiyen bu yalan dünya

Dönecek bir sabah bayram yerine..

HAYAL PERDESİ

O ibret, hakikat perdesinden eği1,

Şen-şatır, o eskİ günlerden bahset.

Devran yaşadığın, bildiğin değil,

Medet, yar bize bir eğlence medet!

Karagözlü, Hacivatlı dünyadan

Kırık dökük bir-kaç hayaıdir kalan,

Yalan gibi geliyor insana yalan,

Dünya hayli perdesinden ibaret!

Kıymeti bilinmeyen o altın nehir

Göz açıp kapamadan gelip geçmiştir.

Karagöz! Hacivat! ey Tuzsuz Bekir!

Medet, yar bize bir eğlence medet!

ESKİ ZAMAN ODASI

Üzerinde iki diz, bir baş izi,

Kabeyi gösteren resim seccade.

Yüzbirlik tespihle ak namaz bezi

Bir hava yaratır temiz ve sade.

Köşede bir tutam buğday başağı,

Yeşil bir tülbente sanlı Kur’an.

Titriyor sükutun incecik ağı,

Herşeyde müphem bir değişme her an.

Duvarda sararmıs bir iki resim

Ve gözlere ışık tutan bir ayna.

Halı, döşemeye sarılı mevsim,

Renkleri içime yor arar boyuna,

Bitimsiz zamanı çekip öğüten

Bir değirmen saat, ufak, kanatsız.

Herşey kendi, kendi aleminde şen,

Herşeyde bir sevinç, sebepsiz, adsız,

Sıcak bir rüyada çözülen kedi,

Sokulmuş koynuna yorgun sedirin

Bu oda keder, yas nedir: görmedi,

Dağlar Bu odaya bir gün yavaşca girin..

KUŞ UÇMAZ KERVAN GEÇMEZ

Bulutlar bir daha karşıki dağın

Ardmdan selam getirmiyecekler .

Can sıkmtısı her gün bİr çardağın

Tiryaki! görgesinde senİ bekler .

Taş dayanmaz dayandığın acıya,

Hasret çeke çeke bir yabancıya,

Dönsen bile oracıkta hancıya,

Dağlar yolcuna yol vermiyecekler.

Bir kuş uçmaz, kervan geçmez yerdesin,

Şehirden kaçan bir aşık mı, nesin ?

Allahm kırmda çınlasa sesin,

Anlamaz derdinden kuslar böcekler,

Karşında bir evin tezekli damı,

Kaysı kuruturan sinekli damı,

Çıldırtmak istercesine adamı,

Baş ucunda hora tepen leylekler.

İster keyfinde ol, ister matemde,

Değişmez hava bu donuk alemde,

Düştün mü içine, Sevdalım! sen de

Dünya gözüyle gün görmiyecekler ?

Sen aşıkı sıkmtılı çardağın,

Sen biricik yolcusu son durağın;

Bulutlar bir daha karşıki dağın

Ardından selam getirmiyecekler .

BİNBİR GECE MASALLARI

Kaleleri topa tutup basanlar,

Yelken direğine adam asanlar,

Siyah bayrakları kuru kafalı

Korsanlar, korsanlar, yiğit korsanlar.

Bitmek bilmiyen kırk gün, kırk geceler,

Of! deyince yerden biten cüceler,

Seher yüzlü, ürkek ceylan bakışlı

Eceler, eceler, eşsiz eceler.

İpekle baharat yüklü gemiler,

Pekmez fıçıları, kırk haramiler ,

İnce minareli, pembe kubbel’i

Camiler, camiler, ulu camiler.

Dudaklan yerle gökte zenciler,

Bir sonsuz rüyada dönen çengiler, ‘

‘Açıl susam açıl”, açılan kapı :

İnciler, inciler, nurdan inciler.

Ejderha ağzından çıkan alevler,

Kırk anahtarlı, kırk odalı evler,

Hint padişahının gün görmez kızı,

Sonra devler, devler, boyuna devler..