DÖRT DUVARA ASTlĞIM RESİM

Huy edindim başka renge küsmeyi,

Yeşilin gözüne bakıp susmayı,

Filiz veren ışık sandım asmayı,

Yeşil dört duvara astığım resim,

Çinilerde tazelenen bir mevsim.

Huzurun ıtrını emziren filiz,

Gözleri güneşe götüren bir iz,

Yesil sonsuz bir an akıcı, sessiz,

Yağmur1a dokunan bir haIı yeşil,

Bitmeyen bir toprak masalı yeşil.

Yeşil bir yağmur sonrası tüten hür

Ve dallar boyunca uçan türküdür;

Nurdan bir çam, bir çağlayan kadar gür,

İçimi yu yeşil, gözlerimi sil,

Çiçeklenen bir sır, bir murat yeşil.

Süslesin ufkumu ısfak bir çini,

Yeşille dünyamın döşe içini,

Aratmasın cennet denen bahçeni,

İlet beni yeşil bir ile Tanrım,

Sinmiş sonsuzluğun yeşile Tanrım.

ELMA AĞACI

Gün bir elma, ufuk bir elma dalı;

Başucumda renkli resmin bir halı ;

Dudağımda memnu meyva masalı,

Bakıyorum güzden kalan resmine,

Yaprak yaprak, dal dal solan resmine.

Dilerim dalların murada ersin,

Güneşi andıran meyvalar versin,

Bu kul sana aşık, sana duacı;

Bahar gelir elbet sen de gülersin,

Kızarır yanağın elma ağacı.

Duru bir gün sonu altın bir buğu,

İnerken dağlardan şehire doğru,

Yeni bir dünyaya açılır ufuk.

Çiçeğinin erir pembe kabuğu,

Başlar dallarında renkli yolculuk.

Bir Mayıs sabahı ufkuma eğil,

Duvağınla ıslak gözlerimi sil,

Uzat yanağını başımın tacı.

Sevmemek İnsanın elinde değil,

Seviyorum seni elma ağacı.

Gün bir elma, ufuk bir elma dalı.

Başucumda renkli resmin bir halı ;

Dudağımda memnu meyva masalı,

Bakıyorum güzden kalan resmine;

Yaprak yaprak, dal da1 solan resmine..

EBEM KUŞAĞI

Suyun yazdığını okudu güneş,

Bir ışık: uzandı ıslak ekine.

Durulan göklerin dokudu güneş,

Çiçekli, ince bir yol gergefine.

Yağmur kokan bir el sanki havaya

Aydınlık yolunu germiş cennetin.

Gidelim aşarak billur saraya,

Kafdağı, ardında bu renkli çitin.

Masal dünyasının pembe örtüsü,

Düşer gün ortası düşer dallara.

Cenuba açılır tanrı köprüsü,

Yedi dağın güıü yağmış yollara.

Gökler gelinciğin dolar tasma,

Eğilir serin bir uykuya konca.

Ve Tanrı güneşin arabasına

Binerek dolaşır bu yol boyunca.

Renkli bir sağanak elenir çime,

Emzirir düşleri bu nurdan oluk.

Dört mevsimi bahar olan iklime

Bir yağmur sonrası başlar yolculuk.

ÇARDAK UYKUSU

Gelinciğin dolar altın tasına,

Emzirir yağmuru salkım kokusu.

Yapraklar ardından renk dünyasına

Bakılan ufuktur çardak uykusu.

Rengini arının almıs balından

Dökülmüş sanki bir Hint masalından,

Yağmur rüyasına asma darından

Açılan oluktur çardak uykusu.

İğdeliğin ıslak sisinde erir,

Aydınlık pınarın sesinde erir,

Buğulu gözlerde uyanan fecir,

Gülen tomurcuktur çardak uykusu.

Göğe bakan bir dağ gölünce duru,

Pıtrak pıtrak düşen ışık yağmuru,

Cenup misali bir iklime doğru

Sonsuz yolculuktur çardak uykusu…

PETEK

Kokulu koynunda saklı arısı,

Arının öptüğü oyalı etek.

Ermiş ekin gibi altın sarısı,

Arının uyanıp gördüğü petek.

Cenup güneşinin tatlı bakışı,

Bir yıldız selinin içe akışı,

Renkli bir yazmanın süsü, nakışı,

Arının yaptığı bir büyü petek.

Papatyanın, gülün kokusu onda,

Mehtabın buğulu dokusu onda,

Çocukluğun ılık uykusu onda;

Arının düşüdür ördüğü petek.

BİR YAĞMUR ELENDİ AKŞAM

Renkli tülünden göklerin

Bir yağmur elendi akşam,

Yaprağın avcuna serin

Bir yağmur elendi akşam.

Dalında güldü tomurcuk,

Ninnisiz uyudu çocuk,

Yağmuru örtündü ufuk,

Bir yağmur elendi akşam.

Demet demet ekin izli,

Islak saçları yıldızlı,

Eleklerden hızlı hızlı

Bir yağmur elendi akşam.

Bir koku içleri yudu,

Su yazdı, yıldız okudu,

Bulutlar yağmur dokudu,

Bir yağmur elendi akşam.

Çimin yeşil eteğine,

Rüyaların peteğine,

Tohumların yatağına

Bir yağmur elendi akşam.

Susuzluğu eme eme,

Bulut tavanlı bahçeme,

Al gelincikten bohçama

Bir yağmur elendi akşam.

ALTIN BİR KALEYE BAKAN PENCERE

Altın bir kaleye bakan pencere,

Dibinde maziyi düşünen çınar .

Neresi kaynağın, yatağın nere,

Masaldır dillerde ilin Taşpınar.

Yalakta: bir fecir rüyası erir,

Şehit anasının duası erir,

Bulut pembeleşir, yaprak ürperir,

O zaınan çözülür dilin Taşpınar .

Bir kız gergefine yolunu dokur ,

Bir kız bakışında bahtım okur ,

Yaşıttır seninle bu şehir, bu sur,

Geçmişten dökülür selin Taşpınar.

Çakıldan çakıla uçar eteği,

Aydınlık bakışı ışık peteği,

Bir süstür zülfünde köpük çiçeği,

Mavi gök aynası, gelin Taşpınar.

Buğulu ufkumda nergis kokusu,

En temİz, en taze yayla uykusu,

Dağılır bu garip gönlün korkusu,

Değdikçe elime elin Taşpınar ..

KIRK GÜN – KIRK GECE

Ufkumda, uykunun biriken sisi

Ve müphem korkusu yorgun serçenin.

Yağmur masalının ıslak ninnisi

Büyüsünü dokur bir bilmecenin.

Renklerin ıtrını emen tomurcuk,

Devlerle evcilik oynayan çocuk,

Dallarda yeşeren uzun yolculuk

Aynasında salkmlaşır cücenin,

Gelincik gelincik açar gülüşü,

Bakışı bulutsuz göllerin eşi,

Pembe kubbelerde durulur düşü,

Gözlerdeki fecir yüzlü ecenin.

Binerek sedeften bir arabaya,

Gelin götürmüştük mermer saraya,

Tadını, girse de yıllar araya,

Unutamam o kırk gün, kırk gecenin.

YOLCULUK

Alevi yüzlerde uçuşan ocak,

Bekliyen sevgili, uyuyan çocuk.

Oğul verip bir gün salkımlaşacak

Islak yelkenlere dolan yolculuk,

Bir deniz şehrinin sokaklarında,

Gemilerin renkli bayraklarında,

Gamsız tayfaların dudaklarında

Bitimsiz bir şarkı olan yolculuk.

Erişmek hevesi yorgun kollarda,

Kaybolmak korkusu ıssız yollarda,

Hasret çiçeğidir açar dallarda,

Unutkan gözlerde solan yolculuk.

İğdenin dalını ufkuma eğen,

Ağlardan sızarak düşlere değen,

Kumsallarda serin serin eriyen

Renkli bir iz, sessiz bir an yolculuk;

YOSUN

Birkaç izmaritle midye kabuğu,

Rıhtımda dalgın bir insan hali var.

Uykuılu gözlere sürünen buğu

Islak bir busedir ve deniz kokar.

Renkli bir sağanak yağan serin nur ,

Mehtap sıtmalı bir yüz kadar sarı.

Ağlardan süzülen şarkılı huzur

Emzirir sükutu ve uykuları.

Gece, bir yosmanın mahmur gözleri,

Derin gökler şebnem kadar bulutsuz.

Eriyor sularda kürek izleri

Ve fecri özleyen dudaklar susuz.