KUL

1

Söğüt kasabasından geçtim dün

Peynir tulumları – yoğurt bakraçları – deri ve yün

Söğüt’te pazar vardı

Baktım – sakallı – heybeleri mor nakışlı – ağır ve sakin

Sanki ilk Osmanlılardı

2

Yine al kaftan – sim sırma

-Fatih tekrar Rumelihisar’ında ama-

İstanbul şenlikleri

Beyoğlu’na inmesi için dağ rüzgarı Köroğlu’nun

Tek ve gerçek sebep değil ki

3

Ne Ağa Kapısı’nda opera oynatan Üçüncü Selim

Ne Mozart’la (Saraydan Kız Kaçırma)

Gün bugün

Ak güvertesinde Topkapı Sarayı’nın

Bizans’a karşı içelim

4

Anladık – varsa yoksa İstanbul ve Sultan

Sultan O -Sultan Bu – Sultan Şu

Yani (1-2-3), hayır (3-2-1) – olmadı (1-3-2)

Peki

Ya sipahi kolları Sultanımın – ya Ulubat’lı Hasan

5

Ama kul dediğin ne ki –

Yemen kahve olsun Sultanıma – Bağdat hurma

Ve deve tüyü bir namaz seccadesi Arabistan

Ve Anadolu’mdan ne haber

Diye sorarsa – Sultanıma deyin ki : kulunuz <<Kulunuz

Önce mübarek ellerinizden öper>>

Ve yine deyin ki – (haşa huzurdan) –

Yok Almanya içlerine akın – yok şehirler boyunca koşu

Yani yine gurbette – yine kan ter

İçinde Anadolu’nuz

ALAMETİ FARiKA

( Bizim Mehmet, yani Anadolu, elektriği :

-Ne idüğü belirsiz, ettiğinden bellidir,

diye tanımlamış.

Hürriyetin tanımına gelince… Varsa, tanımına

Iüzum yok. Yoksa, tanımı neye yarar!)

Güneyde horlanan – kuzeyde ırzına geçilen

Ama her yerde yirmidört ayar – her çağda kızoğlankız

Gerçi ne hava – ne su – ne aşk – ne ekmek

Ama o yoksa (insanat) –o varsa insanız

O bizim çok denenmiş ve iyi ki baş edemediğimiz

Pir Sultan Abdal huyumuz – Yunus Emre yanımız

Yine de göz alan – uzak aşiret güneşlerinden kalma

Kav – çakmaktaşı ve son çıralarımız

Geliyor – geldi diye – gelmediyse – gelir diye

Davul çalıp – mavzer boşaltıp – yoluna bayrak astığımız

Hey gidi günler hey – yiğit Mustafa Kemal’le beraber – İzmir’e kadar

Peşi sıra dağlar aştığımız

Boşuna mı – artık o var – ona gidiyoruz diye

Dönüş köprülerini bir bir kundakladığımız

Belki ben bir şey söylemedim

Ama siz benim derdimi – bal gibi anladınız

DOST OLSUN DA – ÇAMURDAN OLSUN

<<Dost olsun da – çamurdan olsun>> – diyerek

Dostla bölüşmüştür son yuduin suyunu – son ekmeğini dosta dilmiştir

Ama yalnızdır – oldum olasıya – Anadolu

Yalnızlıktan iflahı kesilmiştir

Rumeli yakasına postu seren İstanbul

İki adım ötesini gurbet bilmiştir

Koca Osmanlı bile – bu oyalı yazmaya

Alın terini değil – elinin kirini silmiştir

Dertlere derman olmuş ama – ortak çıkmış mutluluklara

Bir aşık veya eşkiya – Hazret veya Pir

Destanlar şahit – türkülerden belli

Dost kahrı – bu topraklarda – severek çekilmiştir

Şimdi göz gözü görmeyen kasaba kahvelerinde

Yarenlik başlamıştır ve dışarda kar – diş diştir

Geçmişe ve geleceğe inat – delikanlılar

Kötü – kırık iskambillere eğilmiştir

Azdırıp çoğaltmak istercesine – kimi – yalnızlığını

Keçi damından gecekonduya gelmiştir

Gelin mendilidir – işlenir – asker çorabıdır – örülür her gün

Cümle kederler – sevdalar – hasretler bir bir

Kurduna – kuşuna bu memnleketin – insanına derdine

Laf olsun – edebiyat olsun diye değinilmiştir

Yeşertemezsek imeceyle – garip Anadolu’yu eğer

Bil ki – yalnız dostluktan değil – hürriyetten de vaz geçilmiştir

Doluyum – Anadolu gibi – Anadolu için

Yalnızlık — muhabbet ve şiir

KARADENİZ TÜRKÜSÜ

Yeşile kestiyse bütün – yer – gök ve deniz

Gözün aydın reis – Rize önlerindesin

Eri dur artık – tek rengin huysuz uzunluğunda

Belki insan -balık veya kuş – belki ev – ağaç veya deresin

Bir adam düşün – bu ortamda- keyiflenmek için

Mısır yesin – karalahana yesin

Hoyrat ve kısır denizlerde – hamsi ve yunus

İstanbul güneşinde palamut gözlesin

Öküzlerin tutunamadığı çorak uçurumlarda

Çalı köklesin – toprak elesin

Tütün – fındık – çay ve bakır üstüne

Bir sor – sana bin söylesin

Bir çaylık (yarım dönüm) – bir tabanca (kız gibi)

<< Ha bunlar benim>> desin

Onu sen asıl – kötü kahvelerde iskambil değil

Titreyip oynarken Tonya’ya karşı – tar1a yaratırken göresin

Fırıncıdır (Hemşinli) – hocadır (Oflu) – kaptandır [(Hopalı) – ve ustadır (Ardeşenli)

Gözünü sevdiğim Karadeniz – ne çok yerdesin

Türküler yakmalı sana

yahya Kaptan – ey Trabzon Kayıkçılar Kahyası

Ellerin dert görmesin

BİNLERCE KÖY KAR ALTINDA

Şu anda yolları tutuk Anadolu ‘ da

Kızılırmak boylarında-daha doğuda

Binlerce köy var kar altında uyumaktadır

Bu ağır-bu garip-bu tenha uykuda

Kürtaptal köyü de bulunmaktadır

Şu anda Kürtaptal-diş diş olmuş karıyla

Damları -insanları -hayvanlarıyla

Kurda kuşa yaraşan dağ yalmzlığında

Yazının adamı kahreden beyazlığında

Cim karnında noktadır

Şu anda Kürtaptal-sisler arasında

Binlerce yıl önceki mağarasında

Kış uykusuna yatmış acaip ve kalbi

Bel1i belirsiz-bir dev yaratık gibi

Ağır-aksak solumaktadır

Şu anda Kürtaptal-yarı aç-yarı tok

Karanlık ağıllarda-ağzı dili yok

Sıska köpeği-koyunu keçisiyle

Diz boyu çayırların uzak düşüncesiyle

Tuz yalamaktadır

Şu anda Kürtkaptal-kanı çekilmiş

Soğuk (hiç yaşanmamış-canlı değilmiş)

Ömrün-eşyanın ve zamanın dışında

Fırat kıyılarına vuran ay ışığında

Çakallar ulumaktadır

Şu anda Kürtkaptal’ı yok diyelim

Yeniden yaratmayı deneyelim

Sanma ki Kürtkaptal-yalnız (kar-kerpiç-et)

Sıtmaya-muskaya-kara rağmen-marifet

Kürtaptal yaşamaktadır

HEM HÜRRİYET – HEM EKMEK

Değil — bilinen gibi değil-hem güzel – hem korkunç

Hoyrat türkülerde – incecik ağıtIarda yatan gerçek

Ufak da olsa çökertebilir gökyüzünü

Orta direği kemiren böcek

Lamı – cimi yok – tut ki bir bahçe Anadolu

Ya tekmil kuruyacak — ya tastamam yeşerecek

Öküz veya traktörle – yağmurlu sabahlarda

Bir destana başlamadır – toprağı sürmek

Okulu – sağlık ve aydınlığı doğuya

Kara trenler değil artık – şarkılı kamyonlar – uçaklar götürecek

Uğultulu Hitit çayırlarında yine

Topuz oğlanlar – köpüklü develer güreşecek

Yine güler yüzlü askerler – İstanbul önlerinde

Elele verip resim çektirecek

Benim İnsanlarım – köylülerim – yörüklerim

Kalleşlik gördüğünden hep – eşkiyadan ötürü -böyle yılgın ve ürkek

Bize – derelerin – kavakların – değirmenlerin dostu

Güneşli ve de rüzgarlı türküler gerek

Hürriyet mi – yoksa ekmek mi değil

Hem Hürriyet – Hem ekmek

HAŞHAŞ

<<Osman Attila’ya>>

Bir ot gösterin ki bize-hem davarımıza süt

Hem alev ocağımızda ve tarhanamızda yağ olsun

Açmayacak olduktan kelli – beyaz – mor çiçekler

İster-katmerli gül bahçesi-dünya-ister salkım dolu bağ olsun

Ne haddine-kendiliğinden- o fıkara sakızın

Beyinlerde patlayan bir yanardağ olsun

İnsandır sütü bozuk olan – haşhaş değil

Uğraşımız -azığımız -eğlencemizdi

Velinimetimizdi o bizim – ey can – bir kuru baş değil

Biz öldük – dostlar sağ olsun

BİN YILLIK BUĞDAY

Yaşamandır otumsu-senin o köylerdeki

Beni ağlamaklı eden-böyle şehir yerinde

Beni sen doyurdun bunca yıl-bana sen baktın

Ama çok oldun de gayri-gayri yeter de

-Düşündükçe adama daha fazla kor

Kursağımızdaki bin yıllık buğdayın

Ne olur-bir gün olsun-hesabını sor

İstersem-bundan böyle-başını çevir

Bundan böyle uzatırsam-it elimi

Bırak o suskunluğu-adamı deli eden

Yapamasam da-yapacağım gün gelir

Gözünü seveyim-iste benden

Senin garipliğin değil

Senin çaresizliğin değil

Değil-değil

Senin o memnun-o mütevekkil

O rahat halindir-büken belimi

Yaşamandır otumsu-senin o köylerdeki

Beni ağlamaklı eden-böyle şehir yerinde

TUZ EKMEK HAKKI

Bir yanıyla tadına doyulmaz Anadolu’nun

Bir yanıyle yanık-yitik-çirkindir

Ayılamadığımız Osmanlı uykusundan

Artakalan hayın toprak-kırık ekindir

Kimse kabullenmez – ve herkes zannedir ki

Kabahat Hakkari’nindir

İstanbul bizim -anladık -ama

Mardin kimin-Siirt kimindir

Ödenmez ama-tuz-ekmek hakkı

Kan davası nasır bağlamış kindir

Sülükten beter-yüzlerce deli çay

İliği-kanı toprağı kısır denizindir

Yörük çadırından gecekonduya

Dönüşen dert cümlemizindir

Baş verilir hatır ve sevda uğruna

Muhabbet sanki bir dindir

Dağ başlarını dost-oturulur yapan nefes

Ahi Evren-Hacı Bayram ve Hacı Bektaşı Veli’nindir.

Daha tok-sıcak-daha aydınlık yarınlarla yemlediğimiz

Ümit bir güvercindir

Güzel ve iyi olarak- (aklımıza düşen-gönlümüze doğan)

Anadolu içindir