YİNE EŞEK

Götürüp tellala verir , bir gün Hoca,

Pazarda eşeğini,

Aklı sıra satacak.

Nasılsa müşteri çıkar .

Ama sıkıysa, kuyruğunu yokla hayvanın,dişlerine bak!

Isırır , teper , salyası akar . .

Tellalı da yanına yaklaştırmayınca,

Adamcağız: – Hocam, der , bu eşek sakar .

Kimseler almaz bunu. Çek götür köye.

Hoca boynunu büker:

– Yeğenim! Satmak isteyen kim?

Ben onu, pazara herkes görsün de

Neler çektiğimi benim anlasın diye

Getirdim!

NEFES

On saatlik yoldan, hem de yaya

Sürüp getirmişti, köylünün biri,

Uyuz keçisini Hoca ‘ya

– Oh Hocam! Ne olur,

Bir nefes et de , geçsin şu uyuz!

Şaşırmış ne diyeceğini Hoca adama.

– Bak aslanım! Ben nefes edeyim ama,

Sen de bir güzel katran sürmeyi

Ve Arap sabunuyla yıkamayı unutma!

Hem sonra, aç bu hayvan, iyice doyur ,

Tuz yalat bu hayvana, tuz!

BİLEN BİLMEYENE ÖĞRETSİN

Doluydu mescid ve Hoca Nasreddin,

Kürsüye çıkmıştı vaaz için.

– Ey inanan ve iman edenler! Size ne

Anlatacağım biliyor musunuz?

Mescid: – Hayır! diye uğuldayınca,

– Niye toplandınız öyleyse ?

Diyerek kürsüden inmiş Hoca.

Ertesi gün, cemaat hazırlıklı.

– Biliyoruz! diye cevaplamışlar

Aynı soruyu bir ağızdan.

Ama Hoca da kendine göre haklı:

– O halde tekrara ne lüzum var?

(Vazgeçmiş yani, Hoca yine vaazdan.)

Üçüncü gün, aynı yer, aynı saat.

Sözleşmiş önceden cemaat .

Nasreddin aynı soruyu tekrarlayınca,.

Kimi: – Biliyoruz! Kimi: – Bilmiyoruz! der .

Deyince de taşı yine gediğine koyar Hoca:

– Öğretsin o halde, bilmeyenlere, bilenler!

GEÇİNMEYE NİYET

Bir gün, hoş beş arasında biri,

Karısmm adını sorunca,

– Bilmiyorum! der ,

Efendi Hazretleri .

Deyince de adam üsteler :

– Ne kadar oldu evleneli?

Kaç yıldır evinde bu kadın senin?

– Ne olacak? Kırk yıl oldu geleli!

– Yahu Hoca! Bilmem ki sana ne diyeyim?

Adını öğrenmez mi insan, kırk yıllık eyalinin.

Omuz silkmiş Hoca:

– Geçinmeye niyetim yok ki, sorup öğreneyim!

YAĞ, PİRİNÇ, ODUN

Hoca, öğle vakti seslenir hanımına:

– Hanım! Sofra hazır mı?

Bak Kimleri getirdim sana!

Karısı, O’nu bir kenara çeker

Ve: – Yahu, Hoca, der,

Sen de biliyorsun ki, evde ne od, ne ocak!

– Hanım, bari bir çorba pişiriver!

– Tam takır, kuru bakır dedim ya mutfak!

– O halde , sen bana şu çorba tasını ver .

Hoca tası alır , konukların yanına gider :

– Kusura bakmayın ağalar!

Evde ne yağ , ne de pirinç var .

Son odunu da dün yaktık!

Bunlar olsaydı, size bir güzel çorba pişirip

Şu tasla sunacaktık!

SUÇ

Bir ara, Hoca ‘nın evini soymuşlar ,

Tam takır, kuru bakır koymuşlar.

Ve mahalleli, sabah sabah, toplanmış başına garibin

Sözde gönlünü alıyor!

– Şunu şöyle yapmalıydın, yapsaydın!

– Bunu böyle yapmalıydın, yapsaydın!

– Kapını kilitleyecektin bi güzel!

– Başında bekleyecektin ne güzel!

Zaten canı sıkılıyor ,

Birden patlamış Nasreddin:

– Yahu arkadaşlar!

Anladık, bütün kusur, kabahat, bu fakir komşunuzun!

Ama, insaf edin!

Hiç mi suçu yok!

Şu hırsız olacak namussuzun!